


Günümüzün rekabetçi iş dünyasında işgücü giderek güvencesizleşmektedir. Küreselleşen ekonomi ve köklü teknolojik dönüşümler, şirketlerin gerek kurumsal yapısını gerekse üretim süreçlerini sürekli yeniden yapılandırmasını gerektirmekte, bu adaptasyon zorunluluğu, bütün iş kollarında belirsizliklere neden olmaktadır. Klasik eğitim sistemleri, iş dünyasının hızla değişen ihtiyaçlarına yanıt vermekte zorlanırken, işgücü piyasasının talep ettiği çok yönlü ve esnek beceriye sahip çalışanları bulmak, işverenler açısından her geçen gün zorlaşmaktadır. Böylece dünya genelinde bir yandan işsizlik artarken diğer yandan özel nitelik gerektiren birçok pozisyon açıkta beklemektedir. Böylesine muğlak bir tablo içerisinde klasik kariyer yaklaşımları artık geçerliliğini yitirmeye başlamış, iş dünyasının hızla değişen doğasına uyum sağlayabilecek yeni kariyer yaklaşımları geliştirilmiştir.
"Ücretliler bile, bireysel girişimci olacak, kendi kariyerlerini küçük bir işletmeyi yönetir gibi yönetecekler," demişti Pierre Levy, World Philosophie'de (2000). Elbette bunu eleştirel bir pencereden belirtmişti. "Kendilerini yeniliklere hazır hale getirecekler. Kişinin kendisi bir işletme olacak…"
Günümüzde yaşam boyu istihdam vaat eden pek az meslek kaldı. Daha önce ağırlıklı olarak mavi yakalıların karşılaştığı istihdam güvenliği sorunu ile artık beyaz yakalılar da yüz yüze. Artık çalışanlar ömür boyu tek bir kurumda çalışıp kariyer basamaklarını tırmanmak yerine hayatları boyunca pek çok kez kurum değiştiriyor. Klasik kariyer yaklaşımlarında kariyer değişikliği yalnızca kurum ya da mevkii değişikliği anlamı taşırken artık sektör ve mesleğin ya da çalışma şeklinin değişmesi de söz konusu.
Yaşamın her alanında olduğu gibi, işgücü piyasasında da küreselleşmenin etkili olması ve işgücü hareketliliğinin artması, çalışanları artık sadece kendi ülkelerindeki çalışanlarla değil, tüm dünyadaki çalışanlarla rekabet etmeye zorluyor. Böyle bir atmosferin içinde klasik kariyer ve kariyer planlama anlayışı da şekil değiştiriyor.
İngilizce'ye Fransızca'dan geçen kariyer kelimesi Latince yük arabası anlamına gelen "carrus" kelimesinden türemiş, zaman içinde "yol", "iz" anlamlarında kullanılmaya başlamış ve son dönemlere doğru genişleyerek bir kişinin iş hayatındaki yolculuğunu ve ilerlemesini ifade eden bir terime dönüşmüştür. Böylece "kariyer", bireyin iş hayatındaki yolculuğunu ve bu yolculukta elde ettiği başarıları ifade eden bir terim haline gelmiştir.
Geleneksel anlamda kariyer, bireylerin uzun süre aynı işveren için çalıştığı ve aynı işyeri ya da meslek kolu içerisinde basamakların birer birer tırmanıldığı uzun bir yol olarak algılanmaktaydı. Bu yol genellikle belli bir hiyerarşi içerisinde, ünvanlar yoluyla yukarı doğru seyreden tekdüze bir yoldu. Bu anlayışa göre başarının en önemli ölçütlerinden biri üst pozisyona terfi etmek ve daha yüksek bir ücrete sahip olmaktı. Güvenli ve istikrarlı bir işe sahip olmak geleneksel kariyer anlayışının en temel unsurlarından biriydi. İşveren merkezli bu anlayışta bireylerin hedefleri şirketin ihtiyaçlarına göre ikincil bir pozisyondaydı.
Geleneksel toplum yapısından bilgi toplumuna geçişle birlikte geleneksel kariyer anlayışı terk edilmeye ve yeni kariyer yaklaşımları benimsenmeye başlamıştır. Kariyerin daha geçişken ve esnek hale gelmesi, başarının ne olduğuna dair yeni bir bakış açısı geliştirmeyi de zorunlu kılmıştır. Bir zamanlar basit ve tek yönlü olan anlayış zaman içinde çok yönlü bir hale gelmiştir.
Yeni kariyer yaklaşımlarında bireyler artık örgütsel terfilere ve şirket içi kariyer yollarına güvenmemekte ve sınırlandırılmış bir kariyer yolunu benimsemektense farklı iş rolleri, kurum ya da meslekler, hatta farklı istihdam şekilleri arasında geçiş yapmaktadır. Bu yeni anlayışta ikincil planda olan birey birincil pozisyona gelmiştir ve artık bireyi harekete geçiren itici güç, kişinin kendi ihtiyaçları, değerleri ve psikolojik başarı arzusudur.
Modern kariyer anlayışında esneklik ön plandadır. Bireyler çeşitli işlerde ve sektörlerde deneyim kazanabilir, kariyerlerinde daha sık değişim yapabilirler. Kariyer artık sadece yukarı doğru bir ilerleme değil, yatay geçişler ve çeşitli beceri setlerinin geliştirilmesi ile karakterize edilir. Kişisel tatmin ve kendi potansiyelini en iyi şekilde kullanma önem kazanmıştır. İş güvenliği yerine sürekli öğrenme ve beceri geliştirme yoluyla kariyer güvencesi ön plana çıkmıştır.
Geleneksel kariyer anlayışındaki stabilite ve hiyerarşik ilerleme, modern yaklaşımda esneklik, çok yönlülük ve sürekli öğrenme ile değiştirilmiş, modern kariyer anlayışı, bireyin kendi tercihleri, beceri gelişimi ve kişisel tatmini üzerine daha fazla odaklanmıştır.
Deloitte'nin 2023 Z Kuşağı ve Milenyum Anketi
Deloitte'nin 2023 Z Kuşağı ve Milenyum Anketi'nden elde edilen verilere göz atmak günümüz iş dünyasının ve kariyer anlayışının değişen doğasını anlamamızda yardımcı olacaktır.
44 ülkeden 14,483 Z Kuşağı ve 8,373 milenyum kuşağı bireyin görüşlerini içeren anket yüksek yaşam maliyeti, işsizlik ve iklim değişikliği gibi sorunların genç kuşakların en büyük endişeleri arasında yer aldığını gösteriyor. Bu durum, küresel ekonomik baskıların işgücü piyasasındaki belirsizlikleri nasıl artırdığını ve geleneksel iş modellerini nasıl etkilediğini ortaya koyuyor.
Z ve milenyum kuşağının büyük bir kısmı, işin kimliklerinin merkezinde yer aldığını belirtse de, iyi bir iş/yaşam dengesi sağlama çabaları göze çarpıyor. Bu dengenin sağlanması, yeni işveren seçimlerinde en önemli kriterlerden biri haline gelmiştir. Aynı zamanda işle ilgili stres ve tükenmişlik seviyelerinin yüksek olduğu görülüyor. Bu durum, artan iş yükü ve yetersiz iş/yaşam dengesi gibi faktörlerden kaynaklanmakta ve geleneksel kariyer yollarının yarattığı baskılardan uzaklaşma ihtiyacını ortaya koymaktadır.
Z ve milenyum kuşakları, iş ve kariyer tercihlerini giderek daha fazla kişisel değerlerine göre şekillendiriyor. Çevresel sürdürülebilirlik ve sosyal adalet gibi konular, bu kuşaklar için önemli faktörler haline gelmiş durumda. Bu durum, bireylerin sadece finansal ya da statü odaklı kariyer hedeflerinden ziyade, toplumsal etki ve kişisel değerlerle uyumlu işler aradığını göstermektedir. Anket sonuçları, Z ve milenyum kuşaklarının uzaktan ve hibrit çalışma modellerini tercih ettiğini ortaya koyuyor. Ancak bazı işverenlerin ofise dönüş çağrıları, bu kuşakların esneklik talepleriyle çatışma potansiyeli taşıyor ve bu durum şirketlerin yetenekleri ellerinde tutma riskini beraberinde getiriyor.
Bu verilerin yanı sıra uzaktan çalışmanın getirdiği "her zaman açık" iş kültürü, çalışanların sürekli olarak işle meşgul olmasına ve iş/yaşam dengesinin bozulmasına neden olabiliyor. Bu durum, çalışanların stres seviyelerine olumsuz yönde etki ediyor ve geleneksel çalışma düzenlerine alternatif arayışlarını güçlendiriyor. Yeni kuşaklar, daha esnek çalışma saatleri ve yarı zamanlı iş olanaklarına artan bir talep gösteriyor. Bu eğilim, geleneksel tam zamanlı, sabit saatli işlere kıyasla daha çok esneklik arayan bir işgücü piyasasının yansımasıdır. Böylece, bireylerin kendi kariyer yollarını, yaşam tarzlarına ve kişisel değerlerine göre şekillendirmeleri daha mümkün hale gelmiştir.
Değişkenliğin ve esnekliğin hakim olduğu günümüz dünyasında kariyerin sadece iş ve gelir kaynağından çok daha fazlası haline geldiği açıktır. Artık kariyer, bireysel kimlik, yaşam tarzı ve kişisel değerlerle iç içe geçmiş durumda. Bu değişen yaklaşım, özellikle Z ve milenyum kuşakları tarafından benimsenmiş olup iş dünyası ile eğitim sistemlerini dönüştürmeye devam ediyor.
Günümüzde kariyer, bireyin kendini ifade etme, öğrenme ve gelişme yolculuğu olarak görülmekte. İş güvencesinden ziyade, işin tatmin edici, öğretici ve kişisel değerlerle uyumlu olması önem kazanmış durumda. Bu değişiklik, çalışanların kariyerlerini daha esnek ve uyumlu bir şekilde yönlendirmelerine olanak tanıyor. Bu durum, kariyerin sadece gelir elde etme aracı olmaktan çıkıp, bireyin kendini gerçekleştirme sürecinin bir parçası haline geldiğini gösteriyor.
Yeni kariyer yaklaşımları sunduğu fırsatların yanında, rekabetçi ekonomik koşullarda bireylerin yaşam güvencesi açısından da önemli riskler taşıyor. Toplumsal yaşamda giderek azalan dayanışma kültürüyle birlikte rekabetçi iş yaşamının dönüştürücü etkisi, bireyleri daha fazla bireysel ve başarı odaklı olmaya zorlarken, özellikle genç kuşaklar için rekabet koşullarında ayakta kalmaya çalışmak giderek artan bir stres unsuru olarak karşımıza çıkıyor.