


Küresel işgücü piyasası, tarihinin en büyük değişimlerinden birini yaşıyor. Teknoloji, iklim krizi, demografi ve jeopolitik gelişmelerin etkisiyle, çalışma hayatı her yönüyle yeniden şekilleniyor. Dünya Ekonomik Forumu’nun verilerine göre, 2025-2030 arasında dünyada 170 milyon yeni iş yaratılacak; ancak aynı dönemde 92 milyon iş, otomasyon nedeniyle ortadan kalkacak. Bu durumda, bir istihdam artışı yaşayacağız. Peki bu dönüşüm ne anlama geliyor, kimleri nasıl etkileyecek ve biz bu yeni döneme nasıl hazırlanmalıyız?
Son yıllarda yapay zekâ, robotik ve kuantum teknolojilerdeki gelişmeler iş dünyasının ritmini hızla değiştiriyor. 1990-2020 arasındaki ilk dijitalleşme dalgası bilgi işçilerini ön plana çıkarırken, 2020 sonrası dönem, üretken yapay zekânın etkisiyle “yapay zekâ işçileri” dönemini başlatıyor. McKinsey’in öngörüsüne göre, bu teknolojiler 2030’a kadar küresel verimliliği yıllık %1.5 oranında artırabilir. Aynı zamanda robotların üretim hattındaki yoğunluğu artıyor ve kuantum hesaplama gibi alanlarda binlerce yeni uzmanlık alanı oluşuyor.
İklim değişikliğiyle mücadele, enerji ve üretim sektörlerinde büyük bir dönüşüm yaratıyor. Yenilenebilir enerji, elektrikli araç üretimi ve karbon yakalama teknolojileri hem sürdürülebilir bir gelecek için kritik önemde hem de hızla büyüyen istihdam alanları. Örneğin, Uluslararası Enerji Ajansı’na göre, 2030’da yenilenebilir enerji sektöründe 38 milyondan fazla kişi çalışacak. Bu, bugüne kıyasla %200’den fazla bir büyüme demek.
Bir yanda yaşlanan nüfus, diğer yanda genç ve dinamik bir kuşak... Gelişmiş ülkelerde 65 yaş üzeri nüfus hızla artarken, gelişmekte olan ülkelerde genç işgücü potansiyeli çok yüksek. Buna göç hareketleri de eklendiğinde, geleceğin iş gücü daha yaşlı, daha genç ve daha çeşitli hale geliyor. Bu da hem işverenlerin hem çalışanların kültürel uyum, esneklik ve çok yönlülük gibi becerilere daha fazla ihtiyaç duyacağı anlamına geliyor.
Jeopolitik gerilimler, şirketleri üretim ve tedarik süreçlerini gözden geçirmeye zorluyor. Pek çok şirket, üretimini yakın ülkelere taşıyarak riskleri azaltmaya çalışıyor. Bu değişim, lojistik ve üretim alanında milyonlarca yeni iş yaratma potansiyeli taşıyor. Deloitte’un verilerine göre, bu süreç 2030’a kadar 45 milyonluk ek istihdam yaratabilir.
Yapay zekâ, iklim teknolojileri ve dijital dönüşüm, yepyeni meslekleri beraberinde getiriyor. AI etik uzmanları, karbon muhasebecileri, metaverse tasarımcıları, döngüsel ekonomi danışmanları gibi rollerin önemi artarken; veri girişi, geleneksel muhasebe ve temel üretim gibi alanlar otomasyon riskiyle karşı karşıya. Bu, yalnızca hangi işlerin yapılacağını değil, nasıl yapılacağını da değiştirecek bir dönüşüm.
2030’a doğru ilerlerken, sadece teknik bilgiye değil; düşünme becerilerine, dijital ve çevresel farkındalığa, kültürel anlayışa ve disiplinlerarası iş birliğine dayalı bir yetkinlik seti öne çıkıyor. Sistemik düşünme, senaryo planlama, dijital okuryazarlık, kültürlerarası iletişim ve inovasyon, bu yeni dönemde öne çıkan yetenekler arasında yer alıyor.
İş dünyasında da yapılar değişiyor. Daha esnek, daha yatay, teknolojiyle bütünleşik organizasyonlar yükseliyor. Şirketler, yapay zekâ destekli yetenek yönetimi sistemlerine, kişiselleştirilmiş öğrenme platformlarına ve serbest çalışanlarla hibrit iş modellerine yöneliyor. 2025 itibarıyla, serbest çalışanlar küresel iş gücünün yaklaşık %46,6’sını oluşturuyor; bu da dünya genelinde bağımsız olarak çalışan yaklaşık 1,57 milyar kişiye denk geliyor. Bu yeni yapı aynı zamanda da “tek bir şirkette uzun süre çalışma” fikrini ciddi biçimde sorgulatıyor.
Bu değişimin yalnızca şirketler ve çalışanlarla sınırlı kalmaması gerekiyor. Kamu politikaları da bu dönüşüme ayak uydurmalı. Yeşil beceri akademileri, dijital dönüşüm destekleri, kariyer geçiş programları ve uluslararası meslek standartları gibi uygulamalar, geleceğe hazırlıklı bir toplum inşa etmenin temel taşları arasında yer alıyor.
İşgücündeki bu büyük değişim, yalnızca teknolojik değil; toplumsal ve ekonomik bir dönüşüm süreci. Şirketler için başarı artık yalnızca güçlü sermaye yapılarında değil, öngörü becerisi, esnek yapılanma ve toplumsal sorumlulukla şekillenen yaklaşımlarda yatıyor. Bireyler içinse en önemli yetenek, yeni şeyler öğrenebilme kapasitesi olacak. Gelecek, sadece bugünü yönetenlerin değil; öğrenmeye açık olanların ve dönüşümü sahiplenenlerin olacak.