


Rengin Genç İnal *
Ruh sağlığı, ruhsal bozuklukların yokluğundan daha fazlasıdır. Bir kişiden diğerine farklı şekillerde deneyimlenen, farklı zorluk ve sıkıntı dereceleriyle birlikte potansiyel olarak çok katmanlı sosyal ve klinik sonuçları olan karmaşık bir süreçler toplamıdır. Bir kişinin önemsiz bulup üzerinde dahi durmadığı bir konu, başka bir kişi tarafından son derece yıkıcı ve moral bozucu bulunsa da evrensel olarak geçerli iyi ruh hali ilkelerinden söz etmek mümkündür.
Dünya Sağlık Örgütü’nün tanımına göre, ruh sağlığı, insanların yaşamın stresleriyle başa çıkmalarını, yeteneklerinin farkına varmalarını, iyi öğrenmelerini, iyi çalışmalarını ve toplumlarına katkıda bulunmalarını sağlayan bir zihinsel iyilik halidir. Aynı zamanda ruh sağlığı temel bir insan hakkıdır ve kişisel, toplumsal ve sosyo-ekonomik gelişim için hayati önem taşımaktadır (1).
İş Ortamı ve Zihinsel İyilik
2022 yılı itibariyle dünya nüfusunun neredeyse %60'ı bir işte çalışmaktadır. Bu da dünyada iş yeri nedeniyle yaşanan ruhsal sağlık sorunlarının giderek daha fazla dikkat çekmesine yol açmaktadır. Örneğin, ağır çalışma saatleri, gerçekçi olmayan iş talepleri ya da kişiye uygun olmayan iş ve görevler, iş yerinde şiddet veya iş yerinde psikolojik taciz anlamına gelen mobbing nedeniyle bazı çalışanlarda ciddi stres ve tükenmişlik sendromu görülmekte, ne yazık ki intihar vakalarına kadar varan sonuçlar ortaya çıkmaktadır. Örneğin, Japonya'da aşırı çalışma nedeniyle ortaya çıkan intihar, "karoshi" olarak adlandırılan bir fenomen haline gelmiştir. Karoshi Japonca sözcük anlamı "fazla çalışma ölümü" olan mesleki nedenlerle oluşan ani ölüm durumudur. En büyük tıbbi nedenleri stres ve açlık diyetine bağlı kalp krizi ve felçtir. Bu olgu Güney Kore'de de yaygındır ve "gwarosa” adıyla bilinmektedir. Fransa'da, özellikle bir Telekom şirketinde, 2000'li yılların sonlarında yaşanan bir dizi çalışan intiharı, iş yeri stresinin ve agresif yönetim uygulamalarının ağır etkisini gözler önüne sermiştir. Çalışanlar aşırı baskı, taciz ve iş güvensizliği ile karşı karşıya kalmış ve bu da trajik bir intihar dalgasına yol açmıştır.
Dünyanın dört bir yanındaki hükümetlerde, işyerlerinde ve toplumlarda ruh sağlığı çoğu zaman yanlış anlaşılmakta, yetersiz kaynak ayrılmakta ve fiziksel sağlığa kıyasla daha az önemsenmektedir. Ruh sağlığı sorunları olan kişiler rutin olarak yaftalanmakta, ayrımcılığa uğramakta ve dışlanmaktadır. Bu tip sorunlar yaşayanlar, sanki ellerinde daha iyi olma imkânı varken, işten kaytarmak amacıyla, sorunlarını abartma eğiliminde olan kişiler olarak görülmektedir. Bu da yaygın bir stigmaya neden olmakta, bazı işverenlerin ruh sağlığı sorunları olan kişileri işe alma konusunda isteksiz olabilmesine ve bazı çalışanların olumsuz kariyer sonuçlarından korktukları için durumlarını ifşa etmekten veya yardım istemekten çekinmelerine yol açmaktadır. Oysa, ağır ruh sağlığı sorunları olan kişiler için istihdam iyileşmeyi destekleyebilir ve gelişmiş öz saygı ve daha fazla işlevsellik kişilerin hayata katılmalarını sağlayabilir. Ruh sağlığı sorunları yaşayan kişilerin çalışma hakkı vardır. Hem hükümetler hem de işverenler bu hakkı, ruh sağlığı sorunları olan kişilerin iş hayatına girmelerini, iş hayatlarını sürdürmelerini ve başarılı olmalarını destekleyen kişi merkezli, iyileşme odaklı stratejilerle desteklemelidir.
Günde ortalama 8 saat geçirilen işyerlerinin, aynı ortamın paylaşıldığı insanlar ve iş yeri binası dahil, canlı cansız tüm nesnelerin çalışanlar üzerinde değişik derecelerde etkilere sahip olduğunu söylemek gerekir. İşyerlerinin, yeteri kadar gün ışığı alıp almaması, temiz hava olanakları, iş yerinde insan-ekipman uyumu, iş yeri dekorasyonu, bitki ve akvaryum balıkları gibi canlılar, duvar boyasının rengi, tuvalet, kantin gibi sosyal tesislerin temizliği ve iş yerinin genel tertip ve düzeni, insanların en az fiziksel sağlıkları kadar ruhen iyi ve memnun olup olmama hallerini belirlemektedir.
1970'lerin sonunda ve 1980'lerin başında ilk kez Norveç'in Oslo kentindeki bir hükümet binasında çalışan birçok kişinin, baş ağrısı, göz ve boğaz tahrişi, yorgunluk gibi çeşitli sağlık sorunları yaşamasıyla ortaya çıkan ‘hasta bina sendromu’, bir binanın iç mekân hava kalitesinden kaynaklanan sağlık sorunları ve rahatsızlık belirtileriyle ilişkilendirilen bir durumdur. Bu sendromda, bina içinde bulunan kişiler, belirgin bir sebep olmaksızın baş ağrısı, göz, burun ve boğaz tahrişi, kuru öksürük, kaşıntı, baş dönmesi, bulantı, konsantrasyon zorluğu, yorgunluk ve hassasiyet gibi belirtiler yaşarlar. Belirtiler genellikle bina içinde vakit geçirildiğinde ortaya çıkar ve binadan uzaklaşıldığında düzelir. ‘Hasta bina sendromu’, genellikle ofisler, okullar ve hastaneler gibi kapalı ortamlarda yaygındır. Bu durumu önlemek ve çözmek için bina havalandırma sistemlerinin düzenli olarak kontrol edilmesi, temizlik ve bakımının düzenli yapılması, kimyasal kullanımının minimize edilmesi ve iç mekân hava kalitesinin izlenmesi önerilir.
‘Hasta bina’ sendromunun yol açtığı çevresel koşullar, ergonomi disiplini içinde ele alınır. Ergonomik prensipler, insanlar ve çalışma ortamları arasındaki etkileşimi iyileştirerek insan refahını ve performansını optimize etmek için tasarlanmış kılavuzlardır. Ortam ısısı, gürültü, nemlilik ve aydınlatma koşulları gibi çevresel etkilerin kişiler üzerinde ekstra zorlayıcı bir unsur oluşturmaması gerekliliği kadar, kişilerin her gün kullandıkları ekipmanlar dolayısıyla da stres yaşamamaları gerekir. Örneğin kişilere uygun olmayan sandalye ve masa gibi eşyalar ya da yüksekliği kişiye göre ayarlanmamış bilgisayar ekranları nedeniyle çalışanlar gereksiz eğilme ve bükülmelere maruz kalmamalıdır. Masa üzerinde kullanılan objeler kolayca ulaşılabilen bir yerde bulundurulmalı ve uzun süre hareketsiz durmanın getirdiği sağlık sorunlarından kaçınmak için de özellikle bilgisayar başında oturan ofis çalışanlarının sık aralıklarla hareket etmesi sağlanmalıdır.
İş yerlerinin ergonomik prensiplere göre düzenlenmesi, ruhsal iyilik halinin oluşturulması ve devamı için önem teşkil etse de iş yerinde ruh sağlığının değerlendirilmesi ve yönetimi geniş boyutlu bir kavramdır ve yapılan işin doğasına göre değişkenlik gösterir. İyi bir iş sağlığı ve güvenliği yönetimi ve buna bağlı olarak, pozitif bir sağlık ve güvenlik kültürü, işverenle çalışan arasında sağlam bir çift taraflı istişareyi gerektirir; bunun için de çalışanın, suçlanacağı korkusu olmadan işvereniyle rahatlıkla iletişime geçebilmesi gerekir. İşveren de çalışanlarının yaşadığı ruhsal bozuklukları, yargılamadan samimiyetle ele almalı ve buna göre gerekli aksiyonları hayata geçirmelidir.
İş Sağlığı ve Güvenliğinde Ruhsal Sağlık
Türkiye’nin 2005 yılında imzaladığı ve hükümlerini kabul ettiği ILO C155 no’lu İş Sağlığı ve Güvenliği Sözleşmesine göre işverenler, psikososyal risk yönetimi yoluyla işle ilgili ruh sağlığı sorunlarını önlemelidir. Özellikle ruh sağlığı okuryazarlığını geliştiren, iş yerindeki ruh sağlığı koşullarını tanıma ve bunlara göre hareket etme becerilerini güçlendiren ve çalışanları destek arama konusunda teşvik eden eğitim ve müdahalelerle işverenler, iş yerinde ruh sağlığını koruyup geliştirmelidir.
İş sağlığı ve güvenliği kapsamında ruhsal sağlık yönetiminde sorumluluk, şirket tepe yöneticilerine aittir. İşyerinde ruh sağlığı, şirket politikasında yer almalı ve her bir çalışanın ilgili politika ve prosedürleri hakkında bilgi sahibi olduğundan emin olunmalıdır. Eğitimler, şirket içi kampanya ve etkinliklerle, çalışanlara, iş yerinde şiddet ve psikolojik taciz vb. durumların kabul edilemez olduğu anlatılmalıdır. Çalışanların, işten atılmayacaklarının garantisiyle, sorunlarını ve sıkıntılarını iş yerlerindeki ilgili kişilerle paylaşmaları teşvik edilmelidir.
İş, ruh sağlığı için koruyucu bir faktör olabileceği gibi potansiyel zararlara da yol açabilir. Dünya genelinde çalışanlar, aileler, işletmeler ve tüm ekonomiler, işten kaynaklanıp kaynaklanmadığına bakılmaksızın ruh sağlığı sorunlarının etkisini hisseder. Ulusal iş sağlığı ve güvenliği stratejilerinde ve ilgili istihdam yönetmeliklerinde ve tavsiyelerinde ruh sağlığına en az fiziksel sağlık kadar değer verilmeli ve insana yakışır iş koşulları sağlanmalıdır. Bu her çalışan için bir haktır, her işveren ve ilgili devlet kuruluşu için de bir yükümlülüktür. Umalım ki, iş yerlerinde ruh sağlığı yönetimi ve anlayışı gelişir ve insanlar dünya çapında iş kaynaklı ruhsal sıkıntılardan dolayı boş yere hayatlarını kaybetmemiş olurlar.
1- Dünya Sağlık Örgütü ‘Ruh Sağlığı’ Makalesi Haziran 2022; okumak için tıklayın.