


Okuma Süresi: 4 dakika
Kelime anlamı itibarıyla stres, Latince bir sözcük olan strictus’tan geliyor; sert dar, sıkıştırılmış gibi anlamları var. Bugün biz, hayatımızı “zorlaştıran” herşeyi genel olarak stres yaratıcı bir faktör olarak tanımlıyoruz.
Aslında stres, bizim verdiğimiz bir tepki. Beynimiz, kendisini zorlayan bir duruma girince, kurtulmak için bir acil eylem planı devreye sokuyor. İşte bu planın adı da; stres sistemi.
Sistem nasıl çalışıyor?
Beyindeki amigdala, stres sisteminde çok kritik bir role sahip. Limbik sistemin içinde yer alan amigdala, temel yaşamsal işlevlerimizle ilgili. Korku, panik, endişe ve cinsel güdülerle ilgili davranışları kontrol ediyor.
Limbik sistemin hafıza içeriği çok kuvvetli etkilere sahip. Korktuğumuz bir şeye dair herhangi bir ilişkiler ağı, bir kez öğrenildiğinde; beyinde adeta o konuya bir “devre” oluşur. Ve artık bu devrenin yarattığı tetiklenmelere hakim olmak çok zor hale gelir.
Bu nedenle duygusal olarak bizi çok etkilemiş olan anıları unutmak zordur. Dahası, bilinç düzeyinde bu anıları hatırlamasak bile; beynimiz, o “korkuyu” saklı tutarak, benzer koşullar oluştuğunda, hemen stres sistemimizi tetikler. Böylece bizi “yeniden aynı şeyi yaşamamamız” için korumaya çalışmaktadır. Çünkü beyin, bir hayatta kalma donanımıdır.
Ne var ki, beynimizin algıladığı bu “benzer koşullar” her zaman gerçekten stres gerektiren bir durumu tanımlamıyor olabilir. Evet, beynimiz belirli bir koşul altında “korkmuştur” ve bu korkuyu kaydederek, benzer koşullar oluşur oluşmaz bizi korumak için “stres sistemini” devreye sokmaktadır. Fakat bazen, hatta çoğu zaman, bu; sadece çağrışımlarla gerçekleşen bir durumdur ve aslında ortada korkulacak birşey yoktur.
Örneğin yıllar önce bir parfüm kokusu eşliğinde, spesifik bir mekanda çok kötü bir deneyim yaşamış olan bir kişi; aynı parfüm kokusunu duyduğunda ve o mekana benzer bir mekana girdiğinde, çok büyük “tehdit unsuru” olarak saklı tuttuğu bu anı tetiklenir. Bu da beynin “stres sistemini” devreye sokmasına sebep olur.
Amigdala, bu şekilde “stresli” bir durum olduğuna dair haber verdikten sonra, stres hormonu diye de bilinen kortizol hormonu salgılanmaya başlar. Kortizol hormonu salgılandığında da, vücut mücadele için harekete geçer. Kan şekerini yükseltir ve bağışıklık sistemini geçici olarak baskılar. Ayrıca zihnimizi adeta kırbaçlar ki; dikkatimiz keskinleşsin ve acil bir çözüm bulalım.
Bu sistem raydan çıkınca ne oluyor?
Beynimizin görevi; sıkıntılı durumlarda uygun mekanizmaları devreye sokarak bizi hayatta tutmak. Peki bu donanım nerden geliyor?
200.000-300.000 sene önce atalarımız, tabiatın tüm tehlikelerine açıktı. Ciddi hastalıklarla, yiyecek bulma tehlikesiyle boğuşuyorlardı ve her an, vahşi hayvanların saldırılarına maruz kalma tehlikesiyle karşı karşıyalardı. Bu nedenle de amigdalanın komutasında olan “savaş, kaç ya da don” prensipleri üzerinden hareket ediyorlardı.
Bugün biz, biyolojik olarak hemen hemen aynı ayarlara sahibiz! Fakat bugün bu prensipler fayda vermiyor. Modern insanın sorunları karşısında “savaş, kaç ya da don” taktiği pek bir işe yaramıyor. Yani, tabiatta işe yarayan stres yanıtlarımız bugün bizim için faydaları sağlamıyor.
Buna karşın, “hayatta kalma” donanımımız bu olduğu için; bugün modern dünyada da, en ufak bir tehdit hissettiğimizde, bir vahşi hayvandan kaçmak için kullandığımız o eski sistem devreye giriyor.
Yani müthiş seviyelerde stres hormonu salgılanabiliyor. Bunu, gerekli gereksiz sürekli olarak yaşayan beynimiz, küçülüyor ve depresyon, alzheimer gibi stres kaynaklı rahatsızlıkların temelini oluşturabiliyor.
Ayrıca stres sistemi içerisinde salgılanan hormonlar neticesinde kan şekeri sürekli artıyor; bu nedenle de pankreas yoruluyor. Bu da şeker hastalığına sebep olabiliyor. Yine, stresin algılandığı durumlarda bağışıklık sistemi de sürekli baskılandığı için, bu durum bizi birçok hastalığa açık hale getiriyor.
Sanal stres yaşıyoruz
21.yy'ın modern dünyasında bizi vahşi hayvan kovalamıyor, açlıktan ölmek de yok, üstelik korunaklı evlerdeyiz... Bu durumda, yüzbinlerce yıldır vahşi doğada “komando eğitimi almış beynimiz, işsiz kaldı.” diyor Prof. Sinan Canan. Beyin bu anlamda işsiz olunca; gerekli olmayan şartlarda bile bizi korumak adına, korku üretip stres yaşamamıza sebep olabiliyor.
Üstelik insanlar olarak öyle gelişmiş bir ön beyne sahibiz ki; uzak geçmişi ve geleceği de detaylı olarak düşünebiliyoruz. Beynimizin geçmiş ve gelecekle kurduğu devreler sayesinde, çok geniş bir zaman algısına sahibiz. Bu sebeple, sadece mevcut karşılaştığımız durumlar için değil; geçmişi veya geleceği düşünerek; artık var olmayan veya henüz var olmayan sebepler için de stres sistemimizi tetikliyoruz!
Aslında uzak geçmişi ve geleceği düşünebilen yapımız; mümkün olduğunca deneyim biriktirip, her ortama adapte olarak daha çok hayatta kalabilmemiz için var. Fakat geçmiş deneyimlerimiz “hatalı” devreler üzerine kuruluysa, ki travma dediğimiz şey bunu tanımlıyor; biz bu deneyimleri, gereksiz bir yük olarak taşıyor ve benzer her durumda bize aynı korkuyu ve stresi yaşatmasına izin veriyoruz. Bu duruda, geçmiş travmalarımıza istinaden geliştirdiğimiz gelecek algımız da “gerçekçi” olmuyor.
Yapıştırsaydım cevabı!
Evet, hayvanlar bizim gibi geçmişi düşünerek “orda şu lafı ediverseydim” veya “öyle değil de böyle yapsaydım” gibi zihinsel üretimlere girmiyorlar.
Biz ise bunu sıklıkla yapıyoruz. Hatta hayatımız büyük oranda böyle geçiyor. Çünkü beyin, geçmişten getirdiği tecrübelerle, gelecekteki olası programları ve hayalleri tasarlıyor. Bu eğilimimizden ötürü, duygusal yaralarımızı da sürekli hatırlayarak, kendimize “tekrar tekrar” yaşatabiliyoruz.
Yine aynı eğilimden ötürü, bazen çözümlerin elimizde olmadığını bile bile; veya tamamen belirsiz ve kontrol edemediğimiz koşullarda dahi, sürekli geleceği düşünebiliyoruz.
Anahtar: kendini tanımak
Beynimizdeki donanıma dair ve stres mekanizmalarına dair ne kadar çok şey bilirsek, o kadar iyi. Dolayısıyla stres yapan şeylerin çoğunun sebebinin, zihindeki düşünce kalıpları olduğunu bilmek, çok önemli bir farkındalık.
Fakat bu yeterli değil. Öğrendiğimiz bilgilerin gerçekten her anımızı nasıl etkilediğini ve hatta “kurguladığını” kabul etmek, başka bir aşama. Ancak o zaman, bu mekanizmaların hayatı nasıl yaşadığımızı bizzat yapılandırmakta olduğunu idrak edebiliyoruz.
Bunun için, bedensel ve duygusal farkındalık çalışmaları çok önemli. “Şu ana” odaklanmak için zihinsel kaslarımızı geliştirmemiz gerekiyor. Çünkü bugün, hayatta kalma konusunda sürekli tehditlerle mücadele etmeyen beynimiz “işsiz kalınca”, geçmişe veya geleceğe ait sağlıksız döngülere takılabiliyor. 1 dakika sonrası için bile birçok şey belirsizken, biz tüm günümüzü 10 sene sonrasını düşünerek ve kaygılanarak geçirebiliyoruz.
Bu anlamda zihni, “anlamlı” ve kendi ego sınırlarımızı aşan konularla meşgul tutabilmek bize büyük fayda sağlayabilir. Bu şekilde beynimizi, bizi hayatta kalmamız için çalıştırdığı mekanizmalardan biraz daha sıyırarak; daha farklı odak noktaları yaratabiliriz.
Aynı şekilde, rahatsız edici olaylara karşı farklı bir yaklaşım benimsemek de büyük oranda fayda sağlıyor. Bu tür olaylar yaşamak; aslında bu anlamdaki kapasitemizi geliştiriyor. Yani beynimizin alıştığı devreleri kırıp; farklı olaylar karşısında esneklik kazanabilirsek, tolerans seviyemiz artıyor. Böylece beynimiz farklı durumlara karşı hazırlıklı oluyor ve “stres sistemini” devreye sokmak yerine; yavaş yavaş, adaptasyon kabiliyetini geliştiriyor.
Geçmişten gelen travmaların etkisiyle oluşmuş olan “hatalı” devreler üstünde çalışarak, esnekliğimizi arttırmak mümkün. Bunun için hipnoz, nefes teknikleri ve psikoterapi gibi birçok farklı alandan da yararlanabilirsiniz.
Kaynaklar:
İnsanın Fabrika Ayarları: Stres | Sinan Canan | DenizBank Deniz Akademi
Stress is KILLING You | This is WHY and What You Can Do | Dr. Joe Dispenza (Eye Opening Speech)