


Okuma Süresi: 17 dakika
Geçtiğimiz yaz (2021) Türkiye’de farklı organizasyonlarda “yapay zekaya” ilişkin konuşmalar yaptınız. Ne gibi oluşumlarda yer aldınız? Hangi yaş gruplarıyla çalıştınız?
Geçtiğimiz yaz Boğaziçi Üniversitesi’nde ders verdim, o zor zamanlarında onlara destek olmak için yapabileceğim tek şey buydu… İtü’de, Koç Üniversitesi’nde çok sayıda konuşma yaptım. Bir de akademik çerçevenin dışında serbest düşünmeyi teşvik eden organizasyonlarda yer aldım. Aslında bu tür oluşumlar, Nesin Matematik Köyü ile başlayan bir ışıkla yola çıkmışlar… Onun etkisi çok büyük bu tür oluşumların yaygınlaşmasında. “Bizim hiçbir şeye ihtiyacımız yok, atalım çadırımızı matematik konuşalım, felsefe konuşalım.” düşüncesiyle yola çıkan kişiler bunlar.
Poedat, Eskişehir Matematik Köyü, İnzva bu oluşumlardan bazıları. Hepsine gidip konuşmalar yapma fırsatım oldu. Nesin Matematik Köyü’nde yapay zeka kampı düzenledik. Eskişehir’deki Çakılarası Matematik Köyü çok ilkel, ilginç bir yer. Ateş başında matematik konuşuyorsunuz…Çünkü internet ve elektrik yok. Çocuklar kendi yemeklerini yapıyorlar. Orda uzun kaldım; bu sene de gideceğim, çok farklı bir yerdi. Başka şehirlerden arabaya atlayıp gelip, benimle muhabbet edip, gece vakti dönenler vardı. Bazı gençleri anneleri getirmişti, kendileri gelemeyecekleri için. Biz konuşurken, anneler uyudu bazen kenarda...
Gittiğim tüm bu yerlerde, çocukluğumdan beri bende var olan bilme ve merak etme arzusuyla insanların nasıl başa çıktığını görmek istedim. Cevap basit: dağa çıkıp düşünüyorlar. Çünkü var olan eğitim sisteminin içinde düşünemiyorlar. Madem dağa çıkan insanın böyle bir misyonu var; ben de, deyim yerindeyse bu bilim eşkiyalığına katkıda bulunmak istedim.
Liseliler vardı; ama başlıca olarak üniversite 1.sınıf öğrencileri ile doktorasını tamamlamışlar arasında değişen, farklı eğitim seviyelerinden kişiler yer alıyordu. Yapay zekaya olan ilgileri bağlamında; bazıları felsefi yönü ağır basan, bazılarıysa matematiksel ilgileri ağır basan kitlelerdi.
Ne tür dersler verdiniz? Konuşmalarınızın ana ekseni neydi?
Görsel yapay zeka benim ana konum; en kaba tanımıyla. Zeki bir varlık tasarlamaya çalışıyoruz diyelim; ben bunun göz kısmını yapıyorum… Gördüğü şeyleri algılamada zeki denecek bir kapasiteye ulaşacak varlıklar tasarlamaya çalışıyorum.
Zeka gibi bazı kavramlar, içini dolduramadığımız kavramlar aslında. Önce şunu sormak lazım: zeka ne demek? İnsan zeki diyoruz mesela; insan zekasına yaklaşabilen, onun gibi algılamalar yapabilen şeylere zeki demeye çalışıyoruz. Zeka hakkında meta seviyeden, felsefi sorular sorduğumda; bu beni daha zeki robotlar tasarlamaya iter. İnsandaki zekayı sorgulayınca; psikoloji, sinirbilim, felsefe gibi alanlara ayak basmış oluyorsunuz. Bu alanlar ise yapay zeka konusuna illa ki temas etmiyorlar; çünkü zekanın ‘meta’sıyla ilgili değiller.
Yapay Zeka ve Bilinç Kavramı
Bu arada aslında zeka çok enteresan değil. Zeki dediğimiz insan türünün günlük yaşantısına baktığınızda, çok da zekice şeyler görmüyorsunuz her zaman. Yılda 2-3 kere aklına enteresan fikirler gelen biriysem, bunu zeka göstergesi olarak alıyoruz. O zaman bu çok da verimli bir zeka değil… İnsan sürekli yeni fikirler üretmiyor.
İnsanla ilgili hayrete düşüren şey; bilincin var olabilmesi. Dünyanın en zeki olmayan varlığı bile bir bilince sahip. Zekayla ilgili bu kadar soru sorup, sinir ağlarını simüle ederek yapay zeka tasarlıyorum mesela… Neden aynısı bilinç için olmuyor? Ya da olur mu?
Yapay bir bilinç mümkün mü? Bilinç, meta birşey mi? Herhangi bir formal sistem içinde ortaya çıkan birşey mi bilinç? İnsanda öyle olduğuna inanılıyor; yaşadığımız şeylerin bizi daha çok bilinç sahibi olmaya ittiği söyleniyor.
İşte tüm bunları konuştuğumuz ortamlarda bulundum geçen yaz. Bu bağlamda bir taraf tamamen yapay zekanın matematiksel alanı. Bu tarafta amaç; çalışan sistemler yapmak, sistemlerin neden çalıştığının teorisini açıklamak… Diğer taraf ise benim motivasyonlarımı almaya çalıştığım yer; felsefi taraf. Örneğin Kant gibi önemli filozofların deneyimin doğasına dair açıklamaları; geometri ve felsefenin tarihsel olarak tamamen örtüşmesi, çok ilgilendiğim konular… Görsel alanda kalarak bunları araştırıyorum ben. Bir makinede görsel veri sağlamak; basitçe kamera takıp, dünyaya bakıp, resimler çekerek o resimleri anlamdırmaya çalışmakla ilgili. Fakat anlam verme işinin derinine gittiğinizde felsefi ve sinir bilim alanına giren (neuroscientific) meseleler ortaya çıkıyor.
Bir de müzik var tabii, benim şahsi ilgi alanım. Dünyadaki müzik teorisyenlerinin çok büyük matematikçiler olması şaşırtıcı değildir. Dinleyen kitlenin durumuna göre tüm bu kavramlar arasında bir noktada, herhangi bir seviyede konuşabiliyoruz.
Kısaca gözlemlerinizi paylaşabilir misiniz? Türkiye’deki “öğrencilerin” konuya yaklaşımları nasıldı?
Ne kadar farklı kişilerle karşılaşıyorsam, o kadar seviniyordum. Ama genel olarak gördüğüm; karşılaştığım kişiler kendi istedikleri şeyi yaparak yaşamlarını sürdürmek istiyorlar.
“Annem babam bana mühendislik veya gelecek vaat eden iş alanlarını öneriyor. Ama kendi kendime kaldığımda psikoloji okuyorum, bilinç konusu ile çok ilgiliyim…” diyorlar mesela. İnsanlara çevreden gelen etkiler var… Onlara karşı, “Ben bu konuyu merak ediyorum, hayatım boyunca bunları yapmak ve bunun özgürlüğünü elimde tutmak istiyorum.” demek çok zor. Ben de diyemedim zamanında. Belki de ben bazı tesadüfler sonucu olarak bu lükse sahibim.
Onların da aynı şeye sahip olmalarını istiyorum. Yani kısacası en ilgimi çekenler: kaybolmuşlar, yol arayanlar, arayışta olanlar veya arayışı bırakıp ‘bilmiyorum ben nerde olduğumu’ diyenler…
Tüm bu süreçlerde amacım ders vermek, bilgi vermek de değildi sadece; daha ziyade kendimden bir şeyler paylaşmaktı. Türkiye’de kalıplaşmış şeyler var. Felsefenin bile ezbere dayalı anlatılır hale geldiğini görebiliyorsunuz bazı üniversitelerde.
Bu nedenle yöneticiler, üniversite mezunu olmasına rağmen ‘işi bilmeyen’ çalışanlardan yakınıyor. “5 sene üniversite eğitimi almış, ben hala ona iş öğretiyorum.” diyorlar mesela çalışanları için. Aslında üniversite bunun yeri değil; onların aradıkları nitelikleri öğreten yerler meslek liseleri ve meslek yüksek okulları. Üniversitelerin amacı akademik ve teorik bilgiyi yeşertmek; işyerlerine eleman yetiştirmek değil… Ama bu misyonu üstlenmeye çalışıyor üniversiteler.
Sizin kendi yolculuğunuz nasıldı?
Ben çok pratik bir adamdım; ‘start-uplar kurayım, dünyayı değiştireyim ’ gibi pratik kaygılarım vardı; çok ‘mühendis’ olarak yetiştim. Sabancı Üniversitesi Elektronik Mühendisliği mezunuyum. Hep pohpohlandım tabii, hep matematiğimin çok iyi olduğu söylendi. Pohpohlanmış başarılı Türkiye öğrencisinin içinde, ‘ben yapmayacaksam kim yapacak…’ güdüsü oluyor.
İki şirket kurdum, güzel gitti; o yola girdim. Ama sonra doktoraya başladım. Doktoranın 2. senesinde kendimi kaybettim bence; teorik matematiğin içine daldım çünkü. Matematiksel felsefeyle hep ilgiliydim; Russell, Wittgenstein okurdum, ama hobi olarak. Sonra kendi yaptığım işle olan bağlantılarını keşfettim. Aristoteles’in mantığını, geometrinin temellerini öğrenmeye çalıştım. Bu hala devam eden bir yolculuk; kendi kendini yetiştiren bir matematikçi ya da geometrici diyebilirim kendim için.
Yapay zeka firmaların sevdiği bir iş, para getiriyor onlar için. İyi midir bu, yoksa değil midir bilinmez… ‘Yapay zeka fikirlerimi hayata geçireceğim’ dediğinizde önünüz açık oluyor. Üniversite 3. sınıfta ilgim başladı, 2007’de. Böyle değildi sahne; zar zor ite kaka yapılıyordu bu tür girişimler. Ben aşık oldum bu konulara ve aşık olduğum şeyi hayatım boyunca icra edebildim. Geçtiğimiz yaz Stanford’daki doktora sonrası sürecim (post doc) bitti. Ama fark ettim ki fulltime çalışıyorum. Şunu gördüm; ben zaten bunu yapacağım bana karşılığında hiçbir şey vermeseler de...
Sizce herkes yapay zeka öğrenebilir mi? Yapay zeka çalışabilir mi? Nasıl bir altyapıya ihtiyaç var?
Bu soru hep var. Ben bunun için bir analoji düşündüm. Herkes araba kullanabilir mi? Evet; bakıyorum etrafıma, herkes öğrenebiliyor bunu. İyi kullanmak var mı? Evet, bazıları çok iyi kullanıyor. Araba kullananları, çok iyi araba kullananları bir yere toplayalım, soralım: Araba yapabilir misiniz?
Yapmak ve kullanıcısı olmak arasında fark var. Data scientist olunur mesela öğrenme yoluyla. Programlama kolaydır örneğin, hele günümüzde daha da kolaydır. Biraz ilgisi olan insan yapabilir. Yapay zekadan da çok iyi istifade edebilirler. İş dünyasına da çok faydalı olur.
Ama yapay zeka yaratmak başka bir şey. Teorik temelli yapay zeka algoritması yaratmak ciddi bir eğitim ister. Her şeyden önce matematik ister; alacağınız hiçbir matematik dersinin zararı olamayacağı kadar; matematik bölümü mezunlarının yetişemeyeceği kadar matematik isteyebilir zaman zaman.
Türkiye sizce “gelmekte olan” yapay zeka dünyasına hazır mı? Hangi konuda kaynağa/ geliştirmeye ihtiyaç var?
Türkiye’deki yapay zeka organizasyonlarının yönetim kurulu toplantılarına katılıyordum. Yapay zeka konusunda çalışan pek çok insanı tanıyorum Türkiye’de, beraber de çalışıyoruz. Ama bu soruyu yanıtlama yetkinliğine sahip miyim, emin değilim. Genel olarak Türkiye’de en büyük sıkıntı; kaynak arayışı tabii. İnsanlar kaynak bulamıyor. Dünyada bu kaynak şirketlerden geliyor. Akademiye akan kaynağın çoğu şirketlerden gelir… Ya da gelmelidir. Devlet akademiyi destekleyecekse, sosyal bilimleri de aynı oranda desteklemeli bence.
Ülkemizdeki öğrenciler tabii ki çok büyük bir potansiyele sahip. Fakat gördüğüm; doktora için öğrencilerin çoğu yurtdışına gittikleri için, üniversitelerdeki hocalar yüksek lisans öğrencileriyle doktora seviyesinde iş yapmak zorunda kalabiliyorlar. Bir de tabii öğrenci ne kadar kaliteli olursa olsun, “Ben 2 sene sonra nereye doktoraya nereye gideceğim…” diye sürekli düşünmesiyle; “Bu benim hayatım, benim yolculuğum; o yüzden bunu araştırıyorum.” diyebilmesi arasında fark oluyor. Verimlilik farkı yaratıyor.
Yapay zekaya felsefi açıdan nasıl bakıyorsunuz? Sizce önümüzdeki senelerde yapay zekanın yaşamlarımıza daha çok dahil olması insan yaşantısında neleri değiştirebilir?
Enteresan bulduğum tarafı şu; farklı ve ilginç alanlar ortaya çıkabilir. Mesela yapay zekanın psikolojisini çalışmak ilginç olabilir.
Yapay zeka zaten hayatlarımızda var. Telefonun her yeri yapay zeka zaten; yüzünüzle, parmak izinizle telefonu açmak, Instagram’da yüzünüzün tag’lenmesi… Günlük hayatımızda çalışan o kadar fazla yapay zeka algoritması var ki… Değiştirecek tabii yapay zeka birçok şeyi. İnsanlar yeni şeyleri kullanmayı seviyor.
Cevap: Etik bir Yapay Zeka
Bence burada ana konu: etik kaygı. Etik, mühendislere öğretilen başlıca şey olmalı. Beni üzüyor bu konu. Yıllardır ilerlemeyen bir alan göster derseniz, etik diyeceğim. Bu konuda hep aynı şeyler söyleniyor; fakat diğer taraflarda teknolojik gelişim ilerliyor mesela. Etik tamamen mühendisliğe entegre edilmeli. Tabii temelden verilmeli etik anlayış; etik felsefesi ile tanışmak için üniversite seviyesine gelmeye gerek olmamalı. İlkokulda neden yok?
Eğitim alanında bir dönüşüme sebep olmasını istiyorum bu tür gelişmelerin. Sanayi devriminden gelen şeyler var bugünkü eğitim sisteminde. Geç kalınmış bir eğitim devrimi var. Görsellerle düşünmek, nedensellik, etik gibi dersler olmalı eğitim müfredatında.
Gezdiğim yerlerdeki insanlar, evrim artığı diye nitelendirilebilecek bir okul sisteminden kendilerini sıyırmak için bu arayıştalar. Ben matematiğimi çok iyi zannederek büyüdüm mesela. Doktoranın 2. sınıfında ne kadar kötü olduğunu anladım. Benim gibi hayatını matematikle geçiren bir insanın bunu, doktora ikinci sınıfta anlamaması gerekir.
Neden mühendisler etik eğitimi almalı?
Büyük firmalar yapay zekayı hegemonyaları altına alabiliyorlar. Hesaplama gücü, yapay zekanın gelişimi için çok önemli oldu ve gelişen bilgisayarlarla bu hesaplama gücünü yönetebiliyorlar. Fakat bunu yaparken etiğe karşı hareket edebilirler… Hepsi firmaların elinde. Diyelim ki önemli bir teknoloji firmasının kullanacağı bir yapay zeka unsuru, ürünü tasarlanacak ve biz onu her gün kullanacağız. Böyle bir girişimi, etkisini düşünmeden yapamıyor olmam lazım.
Çok acı bulduğum bir deneyimimi paylaşayım: 3-4 sene evvel önemli bir makine öğrenmesi (machine learning) konferansındaydık… Buraya her sene binlerce makale yollanır. Konferansta dediler ki; makalenizi yazın, altına da ‘broader impact statement’ (önerinizin yaratacağı daha kapsamlı etkiye dair bir açıklama) yazın. “Şöyle bir yapay zeka işi yaptım, şöyle etkileri olabilir… Olumlu ve olumsuz öngörülerim şunlar…” gibi…
Ne kadar güzel dedim, “Ben bunu yaptım ama sonuçları ne olur?” diye düşünebilmek...
Fakat katılımcıların yarısından fazlası isyan ettiler… “Biz hukukçu muyuz, etik mi çalışıyoruz, felsefeci miyiz?” diye sorguladılar. “Biz böyle bir şeyin eğitimini almadık… Niye böyle bir şey yazıyoruz? Bunu düşünme zorunluluğumuz olmamalı…” diye karşı çıktılar. 25 sayfa matematik yazmışsınız, sadece bir paragraf ‘nerde kullanılabilir, topluma etkisi ne olabilir…’ diye düşünüp, bunu yazacaksınız… Ama yıkıldı ortalık. Bu alanı yönlendiren insanların bakışı böyle olabilir.
İlkokul eğitimine entegre edilmeli etik. Etik; ezoterik veya elit bir alan değil… Pratik çıkarımları olan bir alan. Etik meselesinde, entelektüel bir tatmin seviyesinden çıkmalı ve bunu görmeliyiz. Bence yapay zekanın gelişimine dair düşünmemiz gereken ana konulardan biri kesinlikle bu.
