


“Sana ne olduğu değil, ona nasıl tepki verdiğin önemlidir.” Epiktetos
Stoacı filozof Epiktetos’un (M.S. 55-135) bu sözü, bugün gördüğümüz birçok kişisel gelişim akımının temellendiği bir anlayışı işaret ediyor. Yaşamda başımıza bizi zorlayan birçok olay gelmektedir ve gelmeye devam edecektir. Stoacı bir bakış açısıyla baktığımızda ise; başımıza gelen beklenmedik ve zorlayıcı olaylar karşısında, kontrol edebildiğimiz tek şey olan “tepkilerimize” odaklandığımız sürece, mutluluğu kimsenin bizim elimizden almasına imkan yok.
Bugünkü modern anlayışıyla da ele alınarak, birçok kişinin yaşam felsefesi olarak benimsediği Stoacılık; 21.yüzyılın bu belirsiz ve değişken dünya gündeminde bize faydalı olabilecek kritik önerilerde bulunuyor.
(Bu belirsizlik ve değişkenliği ele alan “VUCA” hakkındaki yazımızı okumak için: Veni, Vidi...VUCA)
Ruhun İlacı Olarak Stoacılık
Stoacılar felsefeyi “yaşama sanatı” ve “ruhun ilacı” (medicine) olarak tanımlıyorlar. Epiktetos bu analojiyi oldukça açık bir şekilde vurgular: “Filozof okulu, bir doktor kliniğidir.”
Filozofun görevi, iyi ve kötü olarak varsaydıklarımızı; mutlu olmak için duyduğumuz ihtiyaçları ve bu konudaki yargılarımızı irdelememizi sağlamaktır. Bununla birlikte Stoacılık, sadece insanları daha iyi hissettirmek için tasarlanmış bir yaklaşımı içermez; Stoacılık, bir felsefedir. Ve bir felsefe olarak, dünyayı anlamaya çalışmak zorundadır. Stoacılık’ı çalışan ve benimseyen insanlar onu, kısa vadeli “hayatla başa çıkma teknikleri” olarak görmekten ziyade, hayatlarının bir parçası olarak görürler.
İyi, Kötü ve Adiaphora
Adiaphora, Stoacılık’ta, ahlakla ilişkisi olmayan; yaşamın iniş çıkışlarına, yani değişkenliğe tabi olan; dolayısıyla da “kayıtsız” kalmamız gereken şeyleri ifade eder. Tabii bu kayıtsızlık, bir umursamazlık anlamına gelmez. Buradaki kayıtsızlık, değişken olan şeylerin hakikatini görmekten ötürü; kişinin, mutluluğunu bu değişken faktörlere bağlamamasına dair bir bilgeliği ifade eder.
Stoacılık’a göre; dışımızdaki olaylar, kendi başına iyi veya kötü değildir. Ancak bizim yargılarımız onlara nitelik kazandırabilir. Dolayısıyla bizim ustalaşmamız gereken nokta; kendi yargılarımızın hakimiyetinde olmaktır.
Epiktetos Discourses adlı eserinde şöyle der: “Kendi kendinize deyin ki, “Dışsal olanlar benim kontrolümde değildir; ahlaki seçim kontrolüm altındadır. İyiyi ve kötüyü nerede aramalıyım? İçimde, bana ait olanda.”
Bu anlamda Stoacılar, iyi ve kötünün ancak bizim kontrolümüzde; yani yargılarımızda, düşüncelerimizde, inançlarımızda, duygularımızda ve davranışlarımızda (diğer bir deyişle dışsallarda değil “içsellerde”) var olabileceğini savunuyorlar. Kontrolümüz dışında olan şeyleri iyi ve kötü olarak görmek anlamsızdır.
Dolayısıyla bizim gücümüzün dışında kalanları netleştirmek çok önemlidir. Akademisyen Marcía L. Colish, adiaphora kavramı kapsamında, elimizde olmayanları şöyle açıklar: "Adiaphora, yaşamın iniş çıkışlarını içerir; zenginlik ya da yoksulluk, hastalık ya da sağlık, yaşam ya da ölüm, vb. şeyler.”
Asıl Değerli Olan Nedir?
Elimizde olan şeyler oldukça sınırlı olsa da, hayatımızı etkileme konusunda çok güçlüdürler. Yargılarımızı kontrol etme yeteneğimiz; bize, kontrolümüz dışında olan şeylere karşı nasıl tavır alacağımız hususunda bir seçenek sunar.
Örneğin para kazanmaya çalışabiliriz; ancak sadece zengin olmayı hedeflemek doğru bir yaklaşım değildir. Varlıklı olmak için çabalayabiliriz; fakat bunu nihai ve mutlak hedefimiz haline getirmek, bizi çok “kırılgan” yapacaktır. Çünkü zengin olmak ya da fakir olmak, aslında kontrolümüz dışındadır. Bizim dışımızdaki faktörler sebebiyle, örneğin piyasadaki krizlerle, her an değişebilecek bir durumdur.
Biz ancak bunun farkındalığıyla, bizim elimizde olan kısmına odaklanabiliriz; parayı akılsızca kullanırsak, kendimize ve başkalarına zarar verebiliriz ya da akıllıca kullanırsak, onunla fayda sağlayabiliriz. Bu yüzden para, doğası gereği iyi bir şey değildir.
Burada "değerli” olan para değil; onun bilgece (erdemlice) kullanımıdır. Yani değer; karakterde, bilgelikte, erdemdedir. Ve bir kez bilge olduğumuzda, kimse bilgeliğimizi bizden alamaz.
21.Yüzyıl ve Bilgelik
Belirsizliğin bizi her alanda tedirgin ettiği bu zamanda, hayattan beklentilerimizi gözden geçirerek; gerçekten kontrol edebildiğimiz şeylere enerji harcamak oldukça akıllıca görünüyor. Bu anlamda M.Ö. 3.yüzyıldan bugünlere kadar gelen Stoacılık’ın, 21.yüzyıl insanına söyleyeceği önemli şeyler var.
Yargılarımızı ve davranışlarımızı daima kontrol edebildiğimizi fark edip; bu yönde bir bakış açısını benimseyebiliriz. Bu anlamda, herhangi bir durumda her zaman “iyi” davranışlarda bulunmayı tercih edebilir ve böylece “iyi” bir hayata sahip olmaktan ötürü kalıcı şekilde mutlu olabiliriz.
Mutluluğumuzu birçok farklı değişkene “ipotek ettiğimiz” bu modern zamanlarda; iyi bir yaşam yaşamak için sadece “erdemli” olmanın yeterli olabileceği anlayışını merkez almak, ve bunun ruh sağlığımız üzerindeki olası olumlu sonuçlarını fark etmek, kesinlikle denemeye değer bir bakış açısıdır.
Kaynaklar:
Ekrem Ekici, The Therapy of Pathos/ Passion in the Stoic Conception of the Good Life