


Okuma Süresi: 10 dakika
Lise 1’de ilk yapay zeka programını yazan, Dünya Üstün Zekalılar Kulübü Mensa üyesi Murat Cebeci, aynı zamanda ÜZE (Üstün Zekalılar Enstitüsü)’nin de kurucusuydu.
Bugün ise, yaratıcılık alanında önemli çalışmaları olan ve üstün yetenekliler eğitiminin dünya çapındaki kurucularından biri olan Dr. Joseph Renzulli ile birlikte çalışarak; “Renzulli Learning” sistemiyle tüm dünya çocuklarının daha iyi bir eğitim alması için çalışıyor. Aynı zamanda sistemdeki Cebeci Test of Creativity’nin de yaratıcısı.
Kendisiyle “eğitimi”, bugünü ve yarınları konuştuk.
Şu anda aktif olarak Renzulli Learning sistemini geliştirmeye devam ediyorsunuz. Bu bizim bildiğimiz eğitim sistemlerinden ne şekilde farklı?
Renzulli Learning’in esas amacı; 21.yüzyıla uygun eğitim vermek.
Öncelikle 20.yy ve 21.yy sistemi arasındaki farkı gözden geçirelim… Bugün hala 20.yy sistemine göre eğitim veriliyor. 20.yy eğitimi de aslında 19.yy’dan geliyor.
O zamanki amaç; endüstri devrimi için kurumların ihtiyacı olan, belli miktarda eğitilmiş tipik bir kadro kadroyu yetiştirmekti. Üretim bandına koyuyorsunuz insanları; diyorsunuz ki; birinci, ikinci, üçüncü sınıflar…
Özetle, günümüz eğitim sistemi; karesel sınıflarda, karesel kitaplarla, karesel sıralada oturan insanları karesel düşünceye iten bir sistem. Bu sisteme göre herkes aynı anda, aynı şeyi, aynı hızda öğrenmeli…
Şu anki eğitim bunun üzerine kurulu. Sonunda bir sertifika, lisans veya diploma verirken de standartlaştırılmış bir test yapılıyor ve herkesin başarısı aynı şekilde ölçülüyor.
Peki Renzulli sistemi bu handikapın önüne geçmek için nasıl bir yol izliyor?
Renzulli Learning sistemi 3 temel ayak üstünde duruyor: ilgi alanı, ifade stili, öğrenme stili.
Birincisi kişilerin, illa çocuk olmak zorunda değil, ilgi alanları var. Herkes aynı anda, aynı şeyi öğrenmek zorunda değil. Çocukların gözleri parlıyor sevdikleri konularda çalışırken. Kaldı ki, bu da değişebiliyor zamanla…
Bunun da ölçümü çok kolay aslında. Bir kişiye sevdiği konuda bir ödev, sınav veya okuma materyali verin. Çok ilgi duyuyorsa göreceksiniz, o konuyla ilgili bir şey yaparken, bir bakarsınız saatler geçmiş… Ama hiç ilgi duymadığı bir alanda bu, tam tersi oluyor.
Mesela ben vergi hukukunu asla okuyamıyorum. Bir ara bir nevi uyku ilacı gibi kullanıyordum. Bir açıyorum, ikinci sayfada gidiyorum… İnanılmaz sıkıcı geliyor bana. Ama vergi hukukundan çok keyif alan veya oradaki açıkları gören bir denetçinin, o hukuk metnini açtığında gözleri parlayabilir.
Bir çocuk Renzulli Learning’e girdiğinde kendi ilgi alanlarını görüyor, bir sıralama ile. Ortak ilgi alanları olanları da görebiliyor. Ve bir öğretmen girip ödev verdiğinde de, herkese kendi ilgili alanlarında gidiyor o ödev. Sistemin içinde şu an bu şekilde aktif olarak kullanılabilecek 60.000 kadar aktivite var.
Çocuklar kendileri de sisteme girip kendi ilgi alanlarını ilerletebiliyorlar. Bazen öğretmenin haberi bile olmuyor. Mesela çocuk 7 yaşında sınıfa geliyor, İtalyanca konuşuyor. Çünkü dile merakı var. 1 sene önce Renzulli hesabı varmış; yazın biz hesapları kapatmadığımız için, yazın girmiş sisteme, İtalyanca öğrenmiş.
İfade stili ve öğrenme stili için neler söylemek istersiniz?
İlgi alanı, işin önemli ama sadece bir boyutu… Diğer bir önemli boyutu; ifade stili. Kimi var, konuşur; kimisi yapar; kimisi ise dans ederek kendini ifade etmeyi tercih eder…
Bu nedenle ikincisi; ifade stili. Mesela ben bildiğim bir konuda 4-5 saat konuşabilirim, ama aynı şey için bana deyin ki “bunu yaz”... Yok, yapamam.
Fakat günümüzdeki sistem, kişinin kendini ifade etme stilini tamamen imha ediyor. “Herkes yazılı veya çoktan seçmeli olarak bana öğrendiğini ispatlayacak ki, ben sertifika vereyim, diploma vereyim.” diyor.
Üçüncüsü de öğrenme stili. Herkes farklı öğrenir. Herkes okuyarak öğrenmez veya dinleyerek öğrenmez. Birçok insan yaparak veya grup çalışmasıyla, oyunla öğrenir.
Dolayısıyla hepsinin birleştirilmesi gerekiyor; ilgi alanlarına bakacaksınız, öğrenme stillerine bakacaksınız, ifade stillerine bakacaksınız. Üçünü birleştirdiğimiz zaman daha doğru bir öğrenmeye gidebiliyoruz. Bunlarla otomatikman, 20.yy ya da 19.yy eğitim sisteminin dışına çıkmış oluyorsunuz.
Bunun için bir “araç” ve yöntem geliştirmek gerekiyor tabii ki. İşte Renzulli de bu araç ve yöntem olmayı amaçlıyor. Şu anda dünyadaki en iyi sistem biziz; ama daha çoook yolumuz var.
Peki “yaratıcılığı” nasıl tanımlarsınız? Yaratıcılık deyince ne anlamalıyız?
Yaratıcılık çok geniş bi kavram. Yüzlerce tanımı var; ama kısaca, “işe yarayan orijinal çözümleri” ifade eder yaratıcılık. Yaratıcı olan birşey; orjinal, ender bulunan, özgün olmalı ve işe yaramalı. Her nadir olan “değerli” değildir. Bu önemli…
Bir kişinin yaratıcılığını değerlendirmek için onu belirli ortamlara sokmak gerekir. Bunun için de biz bu sistemde proje tabanlı bir eğitim kullanıyoruz. Aslında Renzulli Learning, kişilerin ilgi alanlarına göre özelleştirilmiş proje tabanlı eğitim sistemidir, diyebiliriz.
Tabii proje üretirken yaratıcılığın yanı sıra işbirliği giriyor devreye; yani takım çalışması. İhtiyacımız olan eğitim sisteminde, 0 no’lu özellik yaratıcılık; 1 no’lu özellik ise takım çalışması.
“Takım çalışmasının” eğitimde yer almasının öneminden de bahsedebilir misiniz?
Şu anki sistem %99 oranında bireyselleştirilmiş bir ölçme değerlendirmeye dayanıyor. Oysaki günümüzdeki herhangi başarılı ticari ürüne bakın… Mesela en son izlediğiniz bir animasyon filmi olabilir bu. Filmin sonunda çıkan yazılara bakın… Göreceksiniz, 3000- 4000 kişi çalışmış filmin üstünde. 4000 kişilik bir takımın ürünü aslında o.
Başarılı işler böyle çıkıyor. Peki biz bugün kimi gönderiyoruz en iyi üniversitelere? 3,5-4 saatlik, bireyselleştirme ve hız üzerine kurulu bir yöntemle bir tane test yapıyoruz. Test sistemi; kişinin kendi doğrusunu değil, hatta öğretmenin doğrusunu değil, taa ilerde bir testi hazırlayan var, onun doğrusunu en hızlı bulan kişiyi ödüllendiriyor.
Bu sistemde başarılı olsalar bile, öğrenciler hayata girdiklerinde sudan çıkmış balık gibi oluyorlar; çünkü hayat takım çalışması…
Eğitimde takım çalışması yoksa, eğitimin anlamı nedir ki? Biz niye eğitiyoruz insanları? 1000 yıl geriye gidelim. O zaman nasıldı bu? 5000 yıl önce nasıldı? Eğitim gene vardı. Çocuklar, kendilerine verilen işlerle hayata hazırlanıyorlardı.
Aslında eğitimin amacı; kişilerin yetişkin olduklarında hem kendilerine hem topluma faydalı bireyler olmalarıdır. Peki biz bugün, 21. yy’da işe yaramayacak şeyleri çocuklara niye zorluyoruz o zaman?
Şu anda ilkokula yeni başlayan bir çocuğu, yetişkinliğe hazırlamak için 20 sene sonranın gereklilikleri için eğitiyor olmamız gerekmiyor mu? Birkaç yüzyıl geride kalmış eğitimin teknikleriyle nasıl çocukları yetişkinliğe hazırlayacağız?
21.yy’ın eğitim gereklilikleri konusunda yaratıcılığı “sıfırıncı madde” olarak tanımlıyorsunuz. Bunu biraz daha açabilir misiniz?
Yaratıcılık, 21 yy.’ın eğitiminin gereklilikleri konusunda o kadar önemli ki, o yüzden ben “sıfırıncı madde” diyorum.
Çok yakın bir zamanda otomasyon geliyor tamamen… Önümüzdeki 25-30 sene içinde, yani bir nesil sonra insan meslek gruplarının %40’ı yok olacak. İnsan topluluklarının büyük kısmına iş veremeyeceğiz.
Kişi tekrara dayalı bir iş yapmaya alışkın ise ve yapay zekanın yapamayacağı birşeyi yapmıyorsa, ona iş veremeyeceğiz. Ekonomik katkısı olmayacak.
İnsan ilişkileri gerektiren tarafın da, insan doğasından dolayı, hemen ölmeyeceğini düşünüyorum. Ama arka plandaki tekrar gerektiren işlerin tamamı yok olacak.
Eğer bir ekonomik katkı sağlıyorsanız yukarı çıkacaksınız. Özellikle sanat üretiyorsanız; bilim, teknoloji üretiyorsanız, yaratıcı bir bireyseniz yukarı çıkacaksınız.
Sevgili Murat Cebeci ile gerçekleştirdiğimiz röportajın, eğitimin ‘yapay zeka’ bağlamı konulu ikinci bölümü, yarın websitemizde ve LinkedIn sayfamızda!