


Okuma Süresi: 13 dakika
Farklı alanlarda görev yapan Başak Üner Koç ve Gökhan Koç’a göç deneyimlerini sorduk. Deneyimlerinde hem farklılık hem de benzerlikler bulduk. Talentra’nın sorularına yanıt verdikleri için çok teşekkür ediyoruz ve onların ağzından, Kanada’ya göç nedenlerini, iş yaşamını ve günlük yaşamlarını aktarıyoruz.

1. Neden göç ettiniz?
Başak: Ben bir anda karar verdim gitmeye çünkü psikolojik olarak kendimi artık hiç iyi hissetmiyordum, elimden değiştirmek için bir şey gelmiyordu. An be an, güzel hatıralarım benden alınıyor, kültürüm siliniyor, alanım sürekli daralıyordu. Bütün bunlara ek olarak, küçük bir kızım vardı. İnsanlar bana soruyor ara ara, en çok neyi özledin diye. Yazık ki, neredeyse hiçbir şeyi özlemiyorum (yemekler hariç :)). Nedeni de benim özlediğim şeylerin artık zaten orada olmaması, gitsem de yoklar zaten. Başta babam: benim için eski güzel günler onunla bitti sanki. Benim nedenlerim duygusal :)
Gökhan : Özellikle Başak bu konuda oldukça istekliydi, itiraf etmem gerekirse başlarda ben o kadar da istekli değildim. Benim isteğim daha çok her türk beyaz yakalının hayalindeki gibi güneye yerleşmek ve birazcık rahat bir ortamda yaşamaktı. Ama ülkenin şartları ve Başak’ın o şartlara karşı tepkisi buna pek izin vermedi.
Sonrasında kızım Hazal da ikinci önemli faktör oldu. Bir çocuğun Türkiye’de yetişmesinin git gide zorlaştığını gördüm ve giderek de zorlaşacağını, özellikle bir kız çocuğunun ne yazık ki.
Günün sonunda aslında bizim dünya turuna çıkalım mı diyerek başlayan yurtdışında yaşama hevesimiz Başak’ın etkin katkıları sayesinde yerleşik bir yaşam şekline dönüşerek, Kanada'ya göç etmemizle sonuçlandı. Daha sıcak bir yer olsaydı daha iyiydi ama napalım artık.
2. Oradaki iş fırsatları ve iş ortamları nasıl farklı?
Başak : Genel olarak iş fırsatları sayı anlamında daha çok gözüküyor fakat buna karşılık rekabet çok fazla. Kanada her yıl dışarıdan genç ve kaliteli göçmen aldığı için, sonuç olarak iş bulmak için birçok parametrenin bir arada bulunması gerekiyor. Burada iş arayanlara en çok söylenen şey, networking ya da bağlantıların iş bulma konusunda en önemli konu olduğu.
İş ortamları, kendi çalıştığım şirketler açısından baktığımda, çalışanına değer veren, iş-özel hayat dengesine önem veren, eğitime özel destek sağlayan yerler. Ama tabi ki bu kriterleri sağlamayan şirketler de var. Çalışma arkadaşları olarak baktığımda ise, beraber çalıştığınız insanlar, gerçekten arkadaş kategorisine neredeyse hiç girmiyor. Keskin bir şekilde profesyonel ve özel yaşam farkı var. İşyerindeki iş arkadaşın, özel hayatında arkadaşın olamıyor. Bu benim iş yaşamıyla ilgili hiç hoşlanmadığım durumlardan biri.
Gökhan : Öncelikle birkaç önemli nokta var. Kanada, özellikle de Toronto için konuşabilirim. IT dünyası çok büyük ve çok hızlı büyümeye devam ediyor. Covid döneminde bile hızı azalsa da büyümeye devam etti. Ancak bu demek değil ki buraya geldiğinizde çok kolay şekilde iş bulacaksınız. Eğer Türkiye’den iş bularak veya transfer olarak gelebiliyorsanız en güzeli. Değilse birazcık daha zorlu bir süreç başlıyor demektir. Çünkü Türkiye’de sahip olduğunuz etiketler, ünvanlar transfer edilir değerler olmuyor özellikle en başta. Bu etiketleri gerçekten burada yeniden almanız veya kendinizi ispat etmeniz gerekiyor. Örneğin ben Türkiye’de yazılım sektöründe çalıştım ve yöneticilik de yaptım. Ama burada bunların bana faydası oldu dersem çok doğru olmaz, asıl bana faydası olan adapte olabilmem ve sürekli yeni konularda kendimi geliştirmem oldu. Şu anda cloud architect/developer olarak birçok finansal kurumla çalışıyorum ve geçmiş tecrübelerimi buraya doğru taşıyarak ilerliyorum. Demek istediğim burada fırsat çok bu kesinlikle doğru ama rekabet de bir o kadar çok. Dünyanın birçok yerinden buraya gelmiş, yetişmiş veya yeni mezun olmuş birçok farklı kültürden kişiyle rekabete girişmek zorunda kalıyorsunuz.
İş ortamında gördüğüm önemli bir fark da burada bir konuda uzmanlaşmanın çok önemli olması. Türkiye’de belirli bir yaştan sonra yönetici değilseniz artık ilerlemeniz, yerinizi sağlam hissetmeniz oldukça zordu. Burada ise bir konuda uzmanlaşmış ve oldukça tecrübeli birçok kişiyle çalıştım. Ama hepsinin en büyük özelliği hepsinin sürekli kendilerini geliştiriyor olmaları.
Üçüncü bir nokta da eğitime verilen önem. İşyerleri özellikle IT dalında çalışanların sürekli olarak güncel kalması için eğitime inanılmaz kaynaklarla destek veriyorlar. Yetişmiş ve sürekli kendini yenileyen insan kaynağı en önemli hazine burada.
Sonuç olarak, eğer rahat bir çalışma yeri arıyorsanız çok uygun olmayabilir burası, ama kendinizi geliştirmeye açık biriyseniz inanılmaz fırsatlarla dolu.
3. İnsanlar ile iletişim nasıl? Eksikler, fazlalar?
Başak : İnsanlar ile iletişim neredeyse yok, sağolsun covid :) Şaka bir yana, sadece son bir buçuk yıldır yaşadığımız ortamdan ötürü değil, genel olarak Kanada'da yaşayan insanların hepsi göçmen olduğu için, ağırlıklı olarak kendi içinde gruplaşmalar çok var, Hintliler Hintlilerle, Çinliler Çinlilerle vb.
Bunun yanında soğuk hava şartlarından olduğunu düşündüğüm, insanların kendi içlerine çok kapalı olduğu gerçeği var. Dışarıdan çok nazik, fakat samimi ve gerçek değiller, ilişkiler çok yüzeysel. Bir insanla gerçekten dost olmak pek kolay değil.
Amerika ile dünyanın diğer bölgeleri arasında fena bir uçurum da var. Buradaki insanların, dünya ile iletişimi yok, dünyanın diğer yerlerinde neler oluyor, neler olmuş haberleri yok. Kültürleri yok, geçmişleri yok, sorunları yok. Hal böyle olunca, ortak noktalarımız ve dolayısıyla da konuşma alanlarımız çok kısıtlı kalıyor.
Ama tabi ki bu kadar çeşitlilik içerisinde, sizi yine de daha iyi anlayan, ya da kanınızın daha fazla kaynadığı insanlar da oluyor. Ben, örneğin, kendi arkadaşlarıma baktığımda, daha çok bize benzer, kanlı canlı, Brezilyalılarla arkadaş olmuşum. Bir iki Hint ve Rus arkadaşım var. Bir de çok sevdiğim Kanadalı 80’lik komşularım var. Yani olmaz değil, sadece sanki daha zor oluyor. Üstüne bir de covid vurunca, hiçbirimiz görüşemez olduk, yoksa açardım ben onlara bir rakı meze sofrası, sonra istersen anlatma :)
Gökhan : Çalışma ortamındaki iletişim Türkiye’den - belki de Akdeniz kültüründen - çok farklı. İş arkadaşı kavramı çok net hissediliyor. Profesyonel olarak herkes birbirine inanılmaz saygılı ve kibar ama Türkiye’deki gibi bir arkadaş havası da oluşmuyor doğal olarak. Bu benim için veya yazılım dünyasından gelenler için büyük bir sorun değil ama daha fazla iletişimden hoşlananlar için biraz daha zorlayıcı olabilir. Bilemem, belki de sorun bendedir :)
En önemli ikinci husus kibarlık. Özellikle Kanada için bu çok belirleyici. Kesinlikle kaba bir kelime sarf edildiğini duymadım. Herkese hoşgörüyle yaklaşılıyor. Yaptığımız iş gereği projelerde süreler uzuyor, işler gecikiyor ama buna karşılık kimsede bir gerilim ve baskı oluşmuyor. Tabi burada en belirleyici nokta herkesin birbirine güvenmesi. Aksi görülmedikçe herkes diğerinin doğru söylediğini ve elinden geleni yaptığını kabul ederek davranıyor.
Üçüncüsü takdir edilme. En ufak bir katkınız derhal takdir ediliyor. Türkiye’de birçok projede yer almış ve bir kısmını da başarmış biri olarak bunun ne kadar önemli olduğunu burada anladım. Ben de Türkiye'de projede birlikte çalıştığım arkadaşlarımı yeterince takdir etmemişim zamanında bu da benim aldığım ders buradan.
4. Özlem neye var? Ve “iyi ki buradayız” dedirten konular neler?
Başak : Başta da söylediğim gibi, ne yazık ki, bende özlem yok. Özlem yok derken, sevdiğim insanları özlüyorum, sizleri, halen bir yerlere dağılmamış olan arkadaşlarımı, (şu anda eski arkadaşlarımın en az %50 si yurtdışında farklı ülkelerde) özlüyorum. Bir de, tadı olan sebze ve meyveyi özlüyorum, cidden burada yediğim sebze, meyve beni çok üzüyor :) Ama bunların dışında herhangi bir şeyi, bir yeri özlemiyorum.
İyi ki buradayız:
Kızım Hazal'ın burada 3,5 senesi doldu. Hayatından mutlu, arkadaşlarını seviyor, öğretmenlerini seviyor, fiziksel olarak - arada kesintiler olsa da - halen okula gidebiliyor, sosyalleşebiliyor.
Eğitim paralı değil. Her sene, X bin dolar bir bütçe ayırıp, bir X okula ödemek zorunda değiliz. Herkes üniversiteye kadar eşit ve bütün çocuklar aynı okullara gidiyor. Okulda bir gün Çin bayramını öğreniyorlar, bir gün Hint danslarını, sonra bir başka gün bana Fransızca bir hikaye okuyor. Bakıyorum hikayeye; Pakistanlı aktivist Malala'nın gerçek hikayesi. Ben de böyle şeyler öğrenmek isterdim çocukken, çarpım tablosunu öğrenmek yerine diyorum. Her ırktan, her renkten, her dilden çocuklar, engelli, gay, iki babası, iki annesi olan, tek anneli, tek babalı olan, her türden çocuk. Çok seviyorum ben bunu. Küçükken bir hayalim vardı, sınırların olmadığı bir dünya olsa keşke derdim, öyle bir şey olmadı, tam tersine sınırlar iyice önemli oldu dünyada. Ama Kanada'nın kendisi de bana sınırların olmadığı bir yeri çağrıştırıyor.
Bana vergi geri ödemesi yapıyorlar, ilk ödemede bir yanlışlık olduğunu düşünmüştüm, kesin dedim bir sorun var, hiçbir ülke vatandaşına vergi geri ödemesi yapar mı? Kanada yapıyor, her sene vergi beyanında bulunuyorsun, hesaplanıyor, ne aldın, ne verdin, eğer kazandığından fazla anlamlı giderin olmuşsa, al kardeşim bu senin diyor. Şok!
Gökhan : Benim için en önemlisi açıkçası kızım. Hazal şu anda İngilizce ve Fransızca biliyor. Piyano çalıyor. Sınıfında İranlı, Rus, Çinli, Koreli, Japon, Kanadalı, İsrailli ve şu an hatırlayamadığım birkaç başka ülkeden gelen çocuklarla birlikte eğitim görüyor. Onun için diğer çocukların rengi, dini, dili çok anlamsız farklar. Okulunda fiziksel engelli çocuklar var ve bu onun için gayet normal bir durum. Tüm bu eğitim için devlet bizden tek bir kuruş bile almıyor, çünkü önceliğin onlarda olduğu bir yer burası.
Kanada’ya gelmeden önce bir arkadaşım demişti ki orada sıralamada önce çocuklar sonra kadınlar sonra hayvanlar en son da erkekler gelir. Tabi böyle yazılı bir kural yok ama bunu hissediyorsunuz :)
Devlet gerçekten de adil davranıyor. Yavaş işliyor, bazen çok yavaş ama sonuçta kuralları var ve sen o kurallara uyduğun sürece senin yanında. Vergi oranları yüksek deniyor ama bence pek doğru değil. Sonuçta sağlık da eğitim de bedava. Buna karşılık vergi veriyor olmak da insanı üzmüyor.
Türkiye’nin havası ve şu anda geçtiği süreç insanı sadece yoruyor. Bir kısır döngü içerisinde günlerin geçmesine sebep oluyor. Milyonlarca genç şu anda bu kısır döngüde yön bulmaya çalışıyor ve yön bulmakta da zorlanıyor. Burada olduğunuzda da aslında gündeminiz değişmiyor, yine Türkiye’deki haberlerle yatıp kalkıyorsunuz ama sonuçta oradaki gibi değil. Ve ayakta kalmak ve burada yaşamak için de her gün kendinizi ileriye taşımak zorunda olmanız da sizi bu döngünün dışına taşıyor, isteseniz de istemeseniz de.
Ama eski Beyoğlu'nda Asmalı Cavit’e gitmek, Tarabya’da bir balıkçıda rakı içmek, Kurtuluş’ta paskalya çöregi almak ve gemiye binip sadece boğazı görmek için karşıya geçmek isteği de hiç kaybolmuyor.