


Okuma Süresi: 9 dakika
Muy buenas días, damas y caballeros!
Dünyanın en coşkulu, bir o kadar da acı çekmiş kıtası: Güney Amerika
Bu iki ucu da yaşamalarından olsa gerek bazılarımıza bu kıta cazip geliyor.
Uruguay’lı Eduardo Galeano, “Latin Amerika’nın Kesik Damarları” kitabının girişinde kıtasının bağımsız bir ekonomi, bağımsız bir yaşama sahip olmasını istese de kıta gerçekliğini açıkça ifade ediyor.
“Uluslararası iş bölümü sonucunda bazı ülkeler kazanırken bazı ülkeler de kaybediyor: Hep kazananlarla hep kaybedenler. Bizim bugün Latin Amerika diye adlandırılan toprağımız, kendini hep kaybetmeye adamış durumda. Rönesans Avrupalılarının dişlerini boğazımıza geçirmek üzere okyanusa atıldıkları uzak çağlardan beri böyle bu. Yüzyıllar geçti aradan. Ve bütün bu süre boyunca Latin Amerika, işlev ve görevlerinde her gün biraz daha gelişip yetkinleşti. Fetih ganimetleri, altınla örülü vadiler, gümüşle kaplı dağlar karşısında hayal gücünün şaşkınlığa düştüğü o eski harikalar diyarı değil artık elbette. Ama bölge hizmetçi durumunu koruyor. Yabancı gereksinimlerin hizmetinde olmaya devam ediyor. Dışarısı için tükenmez bir petrol ve demir, bakır ve et, meyve ve kahve, hammadde ve zahire kaynağı ve yedek ambarı olmaya devam ediyor. Ve zengin ülkeler bütün bunları tüketirken, Latin Amerika’nın bütün bunları üretirken kazandığından çok daha fazlasını kazanıyorlar. “
Latin Amerika, müziği, dansı, kültürü ve doğasıyla tarih boyunca pek çok uygarlığın ilgisini çekmiş ve farklı uygarlıklara da ev sahibi yapmış bir kıta. İçinde bulunan tüm canlılarla birlikte yaşamını sürdürüyor. Uygarlık tarihi boyunca ne kadar ezilmeye çalışılsa da buna bir o kadar da direniş gösterdiğini görüyoruz. Bir taraftan hayatın tadını en çok çıkaran, hayatlarını renklendirmeyi başaran insanların topluluğu olan bir kıta. Edebiyatta, sanatta bütün dünyaya fantezi dünyaları ile merak uyandıran, müziğin ve dansın en coşkulusunu ve duyarlısını yaşatmış bir kıta.
Peki birçoklarının merakını cezbeden Latin Amerika’da gündelik yaşam nasıl?
İnsanların rahat ruh halleri, tüm bu başlarına gelenlere rağmen hayatın tadını ne güzel çıkarıyorlar diye düşündürüyor. Doğa coşkulu ve insanı içine alıyor.
Spor tüm kıtada önemli bir yer ediniyor. Günlük rutin içerisinde spor ihmal edilmiyor, parklarda bahçelerde bir anda karşınıza toplu spor yapan insanlar çıkabiliyor. Bisikleti sırtında Latin Amerika turu yapan özellikle Arjantinli gençlerle karşılaşabiliyorsunuz.
Buenos Aires’de bir taraftan Plaza de Mayo Anneleri sonsuzluğa kadar ortadan kaybolmuş çocuklarının direnişini sürdürürken, paralelde cafeler hep dolu ve aynı anda konuşup gülen bir çok insan var. Arjantinli kadınların sürekli bakımlı saçlarının sırrını neredeyse her sokakta açılmış olan kuaförleri görünce anlıyorsunuz.
Rio de Janeiro'da insanların eğlenceli ruh hali; şehrin sürekli yaz havasında olması, taksiye bile bindiğinizde samba müziği ile yolculuk etmeniz ve yıl boyu etkisini gösteren karnavallardan olsa gerek. Hırsızlığın normalleştiği, ekonominin çalkantılar içerisinde olduğu, kokain tacirlerinin kahramanlaştığı bir şehirden bahsediyoruz aynı zamanda.
Bankacılık Merkezi Uruguay. Güney Amerika’nın İsviçresi denecek kadar neredeyse. Rahat, hoşgörülü ve oldukça mütevazi insanların olduğu bir ülkede huzur içinde yaşamak isteyenler için. Diğer taraftan diğer ülke şehirlerinden sonra Montevideo’da bir sessizlik hakim, bir terkedilmişlik mi var diye düşündürüyor.
Güney Amerika’da kadınların en az erkekler kadar sözlerini dinlettiklerini fark ediyorsunuz. Kendilerine güvenli, eşit ve rahat görünüyorlar. Susmuyorlar ve mücadeleciler kadınlar. Sıcak havada dışarı çıkarken “giyim tarzıma dikkat etmeli miyim?” stresleri yok, illa nezih deniz kenarlarında güneşlenmeleri gerekmiyor. Güzel bir havada bir şehrin ortasındaki parkta bikinisiyle güneşlenirken kitabını okuyan kadınları görmek çok mümkün. Ne özgürlük! demeden geçemiyor insan.
Doğanın ihtişamını hem şehirlerde hem de şehir dışında hissediyorsunuz. Binalarda estetiği görüyorsunuz, rengarenk mahalleler insanın içine canlılık ve hoş bir mutluluk veriyor.
Sosyal İlişkiler
Neredeyse herkes çift, tek başına yaşayan insana rastlamak zor. Bunun nedeni belki de onları kısıtlayan dış etkenler yok ya da az. Benden büyük mü, küçük mü, karşı cins mi, ailem kabul ediyor mu, evlenebilecek miyiz? gibi sorular olmadan, birlikte var olmayı seçiyorlar. Türkiye’de alışık olduğumuz kurallar, aileler, örf ve adetler, statüler, beklentiler… Bunlar neredeyse yok. Birlikte olmak istiyorlar ve birlikteler.
Dünyanın birçok ülkesinde aynı cinsiyetli kişilerin ilişkileri bir tabu kabul edilirken, Arjantin 2010 yılında aynı cinsiyetten olanların evliliklerini kabul etmiş, hatta Güney Amerika’daki aynı cinsiyet evliliğini onaylayan ilk ülke olmuş.
Arabaları ya eski ya da yok ama her gün kafelerde, restoranlarda olmaya ya da bir eğlenceye gitmeye her zaman gönüllüler. Karnavalları, festivalleri meşhur ve bir kutlama yapmak için her zaman nedenleri var. Doğum günleri yaş pasta etrafında mum söndürerek değil, hiç akla gelmedik yaratıcı oyunlar ile bir arada kutlamayı, gülmeyi seviyorlar.
Dostlukların ayrı bir değeri var. Birbirine omuz veren, birbirini destekleyen bir toplum.
Eğlenceleri bir numaralı öncelikleri. Müzik, edebiyat, sanat ve spor olmazsa olmazları.
Latin Amerika’daki Sorunlar
Eşsiz bir doğa, yaşamla barışık insanlar, neşeli bir toplum… Ancak bir de madalyonun öteki yüzü var.
Uyuşturucu çok. Okullardan arada velilere uyarı mektupları geliyor, çocuklarına dikkat etmelerine yönelik. Arada yapılan uyuşturucu uyarıları bir rutin olmuş durumda.
Bazı ülkelerde yolsuzluk hat safhada. Yolsuzluk kurumsallaşmış durumda, müdahalesi çok zor. Evindeki temizlikçinin senin paranı çaldığını bilsen, evinden uzaklaştıramayabilirsin başına bir şey geleceğini düşünerek, yeraltı çeteleri mevcut. Devlet bankadaki hesabına el koyabiliyor ve senin paranı bir anda kamulaşmış bulabiliyorsun ve bir şey yapamıyorsun. Yani paramı en iyi yastık altında saklayabilirim durumu geçerli, o da eve gelen temizlikçi çalmazsa:) Özetle yolsuzluk, cinayet, daha rahat yapılıyor ve kabul edilmiş durumda.
Tarihsel bir bakış
ABD destekli askeri darbelerden neredeyse her ülke nasibini almış. Bunların örneklerinden biri Arjantin. 1976-1983 askeri diktatörlük döneminde 30 bin kişinin gözaltında kaybolduğu(öldürüldüğü ama kayboldu deniyor!) darbe süreci boyunca ülkede 400 işkence kampı kurulmuş.
Buenos Aires’te Plaza de Mayo ve Casa Rosa’da başkanlık sarayı önünde başlayan, beyaz başörtüsü takarak direnen anneler, yıllarca direnerek askeri rejimin işlediği suçları ortaya çıkarmaya çalışıyor. Buradaki annelerin mücadelesi tüm dünyada özellikle kadınların başlattığı insan hakları hareketlerine de ilham vermiş.
Sosyo-Kültürel Etkiler
Kişi başına düşen en yüksek psikolog sayısına sahip olan Arjantin’de psikanaliz çocukların tedavisinde standart bir seçenek. Buenos Aires’teki hapishanelerden birinde, psikolog ve araştırmacı Alicia Iacuzzi’nin 30 yıldır yönettiği programda mahkumlar da haftada bir Freudcu psikanaliz alıyor. Hatta başkent olan Buenos Aires'in bir bölgesinde o kadar fazla psikiyatrist bulunuyor ki bu bölgeye psikolojinin önemli isimlerinden olan Freud’dan esinlenerek “Villa Freud” adı verilmiş.
Aztek, İnka ve Mayalar dışında, arkeolojik kazılar Peru’nun Baranca - And Dağları bölgesinde günümüzden 5.000 yıl önce Caral uygarlığının kurulduğunu gösterdi. Mısır, Mezopotamya, Hint uygarlıklarının aksine hiçbir bilgi birikiminden yararlanmayan bu topluluğun da piramitler inşa etmiş olması dikkatleri üzerine çekmesine neden oldu.
İspanyollar ve İtalyanlar tarafından sonrasında istila edilen kıta, doğal kaynakları ile sömürüye maruz kaldı. Yerel kabilelerden, adını saydığımız uygarlıklara, modern toplumlara kadar pek çok farklı kültüre ev sahipliği yapan Güney Amerika bu bakımdan da eşsiz bir senteze sahip.
Bitirirken...
Güney Amerika’da insanlar bir şekilde daha mutlu yaşamayı becerebiliyorlar. İlk başta çok etkileyen o doğa ve kültür, bir süre sonra kültürel, tarihsel arka planı öğrenip benimseyince, gündelik hayatta etkilerini görmeye başlayınca derinlikli bir hal alıyor. Galeano gibi, gündelik neşede bile bir haksızlığın izini görür oluyorsunuz.
Yine de buradaki insanlar kendi gerçekliğini kabul etmiş durumda. Yaşamın kıymetini biliyorlar. Günün sonunda mutlu anıları hatırlamak istiyorlar belki de. Hayat da Marquez gibi; “insanın yaşadığı değildir; aslolan, ne hatırladığı ve anlatmak için nasıl hatırladığıdır.” diyebiliriz belki, en azından Güney Amerika özelinde.