


Okuma Süresi: 9 dakika
Dinlemek İçin: https://soundcloud.com/user-43199105/beyaz-bastondan-saglamciliga-kor-olmak
Talentra olarak Kör temamız kapsamında, Kör Aktivist Sevda Bozbey Yılmaz ile aydınlatıcı bir söyleşi gerçekleştirdik. Bizi çok mutlu eden bu söyleşiyi aşağıda sizin için derlediğimiz konu başlıklarından takip edebilirsiniz.
Sevda Bozbey Yılmaz, 10 Şubat 1979 Bayburt’ta doğdu. Doğuştan kör olan Sevda, “Kendini görmeyen olarak tanımlayanlar da var ancak ben körüm, ve böyle tanımlıyorum.” diyor. Ailesi, Sevda 4,5 yaşındayken onu körler okuluna yazdırdı, İstanbul’a taşındılar. Ancak sıra ona 8,5 yaşındayken geldi ve tek başına Niğde’deki bir körler okuluna gitti. Eğitimine önce Çamlıca Kız Lisesi’nde ardından da Boğaziçi Üniversitesi’nde yatılı olarak devam etti. Marmara Üniversitesi’nde ilk yüksek lisansını tamamladı. Şu anda ikinci yüksek lisansına İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde devam ediyor. Sunumuna, “Ben görme engelli değil, körüm, bu benim kimliğim.” diyerek başladı. Açıklığın ve alternatif yaratmanın önemi ile devam etti.
Kör Olmak
Öncelikle körlükle ilgili tekrar edilen, yakıştırılan ve sıklıkla yeniden üretilen kavramların gerçekliğini ya da geçerliliğini bir özneden dinlemek bizim için çok değerli oldu. Sevda daha en başta, “Ben ne karanlıkta, ne aydınlıktayım çünkü ışık nedir bilmiyorum.” dedi. Körlüğü bir parçası olarak kabul etmesi hemen olmadı, bazı tanımlar onun için üniversitede netleşti. Kişisel kabulü başladı. Bundan önce, kendi tabiriyle, ağzının ucuyla “görme engelliyim” ya da “görme özürlüyüm” diyordu. Ancak artık rahatlıkla “ben körüm” diyebiliyor.
Sevda bu kabulün başlayışını aslında Braille alfabesinin ve beyaz bastonun kullanımına bağlıyor. Buna diğer başlıklarda değineceğiz. Körlük kimliğine ek olarak, kendini görmeyen olarak tanımlayanlar da olduğunu belirtti. Sevda’nın kendini kör olarak tanımlamasının sebebi aslında, görme engelli ya da görme özürlü ifadelerinin bir norm olarak “görme”yi baz alması. Sevda, doğuştan beri kör olan bir kadın olarak, “Ben kendimi görenler üzerinden tanımlamıyorum.” demeyi seçmiş. Körlüğü doğal çeşitliliğin bir getirisi, tıpkı siyah olmak, kadın olmak, sarışın olmak gibi bir fiziksel özellik olarak tanımlıyor. “Tedavi olmayı düşünmedin mi?” sorularına, “düşünmedim” diyor. Kendini tanıdığından bu güne kadar görme halini bilmediği için, görmeme halini de bir kusur olarak hissetmiyor.
Tabi bütün körler kendilerini böyle tanımlamıyor, bu bir aşama ve bilişsel süreç, bu aslında hayata nasıl tutunduğumuz ve kavradığımız ile ilgili. Sevda için körlük, onun politik tavrı.
Braille Alfabesi
Sevda, Braille’i bir yaşam biçimi, başka bir dil olarak tanımlıyor. Her ne kadar Braille kabartma yazı olarak geçiyor olsa da bunun yanlış ve eksik tanımlama olduğunu düşünüyor.
Görmeyenlerin eğitiminde her şeyin dinlemeye ve ezbere dayalı olduğunu fark eden Louis Braille adlı genç tarafından oluşturulan Braille alfabesi, aslında eğitimdeki fırsat eşitsizliğine güzel bir çözüm sunuyor. Zamanla dokunsal beceri artıyor ve karakterlerin büyük olmasına da gerek kalmıyor.
Körlerin bağımsızlığının simgelerinden biri olan Braille alfabesi Türkiye’de bir yazı biçimi olarak kabul görmüyor. Bu nedenle resmi işlemlerde körlerin imzası kabul edilmiyor, tek başlarına oy kullanamıyorlar. Tez yazmasına rağmen, resmi olarak okuma bilmeyen kategorisinde geçiyor.
Bir AVM’de kolayca asansöre binemiyor, yürüyen merdiven hangi yöne gidiyor anlayamıyor, restoranlar nerede öğrenemiyor. Oysa, tabelalara braille eklenerek onlar için de ulaşılabilir olabilir mekanlar. Ancak pek çok mekanda bu yapılmıyor. Bunlar bağımsızlığa ve yaşam biçimine bir engel olarak körlerin karşısına çıkıyor.
Beyaz Baston
Beyaz Baston da körlerin bağımsızlığının bir diğer sembolü. Beyaz baston ve braille yazısını kullanan körlerin büyük kısmı, kör kimliğini kabul etmiş oluyor. Beyaz bastonun, teleskop gibi içeri giren, katlanan ve düz sopa versiyonu var. Doğadan bir çubuk da bu işlevi görebiliyor köydeyken. Beyaz bastonu katlamaya karşı olan bir kesim de var, “Ben neden saklayayım, aksine bu bastonu görünür kılmalıyım.” diyen bir kesim.
Kullanımı ise sol ayaktayken sağda önde sürükleyerek, sağ ayaktayken sol önde sürükleyerek oluyor . Beyaz Baston körler için aynı zamanda, “benim mahrem alanıma girme”, “bana dokunma”, “beni eşya gibi taşıma”, “şiddetle koluma girme”, “benden izin al” demek anlamına da geliyor.
Bazı aileler, çocuklara “kapat bastonunu” yanında biz varız diyebiliyorlar. Ancak Sevda, özellikle bu bastonun pek çok köre birey olduğunu hatırlatan, herhangi bir insanın ya da ailenin yanında katlanmayacak bir uzuv gibi işlediğini belirtti.
Braille ve Beyaz Baston kullanan körler, böylece birey olma özgürlüğü, bağımsızlık ve bilgi edinme hakkı kazanıyorlar.
Sağlamcılık
Sevda, “‘Ben sağlamcılığa tepkiliyim.’ ‘Ben farklılığım ile var olmak istiyorum.’ ‘Kendi kavramımla var olmak istiyorum.’ deyince bir dirençle karşılaşıyorum.” diyor. Sağlamcılığın alışılmış görüntüye, bedene, renge - farklı olan her şeye karşı bir anormallik tanımı koyduğunu söylüyor. Yeti farklılıklarının, patolojik görünmesinden rahatsız olduğunu belirtiyor. Bu yaklaşım, körlerin hayatında büyük bir yer tutuyor.
Örneğin, kör avukatlar hakim olamıyor. Sevda’nın psikolojik danışmanlık yapıp yapamayacağı da kanunlarca sorgulanıyor. Kör bir çift, çocuk evlat edinemiyor.
Sakat olan bireyler, onarılması gereken bir şey olarak görülüyor. Sağlamcılıkta kusurlu beden her şey olabiliyor, kilolu olmak, renkli saçı olmak, lgbti+ olmak, ırk, etnik köken, aksanlı konuşan birisi olmak gibi… Pek çok kişi bir noktada “Nasıl uyabilirim bu modele?” diye bakıyor, “sağlam” olma çabasına girebiliyor. Çünkü ortamdan farklı olunca edilgen konuma düşebiliyoruz.
Buna ek olarak sağlam kabul edilmeyenlerin yas tutması, trajedi yaşaması bekleniyor. Ama “Hayır ben buyum ve gayet de yaşıyorum.” diyor ‘sağlam olmayan’ kişiler. “Eh, o da kendini öyle teselli ediyor.” yargısı gelebiliyor bu memnuniyetten ve normalleştirmeden bahsedince. “Çok azimlisiniz sizi takdir ediyorum.” denmiyor. Bazen bir konsere ya da tiyatroya gittiğini söylediğinde, “Ben bile o konsere gitmedim.” gibi bir tepki alabiliyor. O, “bile” kelimesinde ötekileştirmeyi duyuyor.
“Kendimize bakıp sağlamcılık yaptığımız yerleri görebiliriz. Tehlikeli etiketlemelere maruz kalmakla, bu meselelerle uğraşmakla zaman geçip gidiyor, enerji bu mücadeleye gidiyor. Hepimiz farketmeden bu dili üretebiliyoruz. Sağlamcılığı kabul etmek ve kendimizi değiştirmek sancılı bir yol. “Cesaretli olup kendimizi sorgulamalı ve vazgeçmemeliyiz.” diyor Sevda.
Kariyer
İyi bir eğitimi ve pek çok bilgi ve becerisi olmasına rağmen 2 yıl iş aramış. Birikiminden ziyade, eşcinsel, kadın, kör gibi etiketlerle elendiğini söylüyor kişilerin. Bazen engelliyim ibaresini eklemek bile ayrımcılık oluyor aslında. Görünce cv’de ibareyi, CV’ye bakmamak, havuza bırakmak da ayrımcılık oluyor.
Tek özelliğe bakıp karar vermek doğru değil, birikimlere, becerilere, yaşamda ne yaptığına, mesela stk çalışmalarına, kullandığı programlara-- aslında herhangi bir CV’de neye bakılıyorsa, ona bakılabilir. Tek özelliğe bakıp karar vermek hiç adil değil.
Birisini dışarıda bıraktığımız her an ayrımcılık oluyor.
Her an sağlamcılığa maruz kalabiliyoruz.
Aslında bedenler burada simgesel, sağlamcılığın sonuçları çok daha büyük; eğitime, hayata eşit katılamamak gibi.
Boğaziçi Üniversitesi
Sevda lisans eğitiminden, Boğaziçi yıllarından da bahsetti. “99 yılında Boğaziçi'nde körler için ayrılmış 7-8 bilgisayar vardı ve ekran okuyucu program kuruluydu. 2002 de ilk kez kendi başıma bir ödev yapabildim bilgisayar sayesinde-- hayatıma bilgisayar girmesiyle çok şey değişti. Bağımsızlığın başka bir adımıydı” dedi.
Başta körler için ayrı bir bilgisayar odaları olsa da, daha sonra bu mantıklı gelmemiş ve bir hareket başlatmışlar. Kulaklıklarla beraber, sesin diğer öğrencileri rahatsız etmemesini de düşünerek, diğer bilgisayarların arasına taşınmış bilgisayarlar. Böylece kör öğrenciler de diğer öğrencilerle bir arada olabilmiş. Kozmopolit bir ortam olan, herkesin düşüncelerini ifade edebildiği, temsil alanı bulabildiği özgür bir alan olarak Boğaziçi’nde öğrenci temsiliyetinin önemine de değinildi.
Boğaziçi Direnişi
Sevda'nın eşi de GETEM koordinatörü olmasına rağmen normalde beraber girebildikleri Boğaziçi'ne eylemlerin başında Sevda giremiyordu. Bir mezun olarak Sevda'yı tanıyan güvenlik, onu içeri almıyordu. Liyakat dışı bu atama ile gelen rektöre karşı, güzel, şiddetsiz eylemler oluyor. Boğaziçi'nin kültürü, ifadesi bu eylemlerle dışa vuruyor.