• 12/7/2022 8:41:47 AM

“Zeki Değilim; Ama Olacağım.”

Doğuştan çok yetenekli veya zeki kişilerle kendimizi hiç kıyaslamadan, bunların tamamen “geliştirilebilir” olduğunu düşünmek mümkün mü?

Stanford Üniversitesi Psikoloji bölümünden Carol Dweck ve meslektaşları, bu konuda çok çarpıcı sonuçlar sunan çalışmalar ortaya koydular.

Öğrencilerin başarısızlıkla ilgili tutumlarını sorgulayan Dr.Dweck ve araştırma grubu, bazı öğrencilerin aksilikler karşısında hemen toparlanıp devam ettiklerini, diğer öğrencilerin ise en küçük aksilikler karşısında bile mahvolmuş hissettiklerini fark ettiler.

Binlerce çocuğun davranışını inceledikten sonra, insanların öğrenme ve zekayla ilgili temel inançlarını açıklayan “sabit zihniyet” ve “gelişen zihniyet” terimlerini ortaya koydular. Öğrenciler daha zeki olabileceklerine inandıklarında, çabanın ne kadar büyük bir etkisi olduğunu biliyorlar. Bu nedenle de fazladan zaman ve çaba harcıyorlar. Ve bu da onları çok daha yüksek bir başarıya götürüyor.

Zeka “Şekillendirilmeye” Açık

Sinirbilimdeki son gelişmeler bize beynin bildiğimizden çok daha esnek olduğunu gösteriyor. Beyin plastisitesi üzerine yapılan araştırmalar, nöronlar arasındaki bağlantının deneyimle nasıl değişebileceğini açıkça ortaya koydu.

Çalışma ve uygulama ile, sinir ağları yeni bağlantılar geliştirir, mevcut olanları güçlendirir ve impulsların iletimini hızlandıran bir yalıtım oluşturur. Bu nörobilimsel keşifler; iyi stratejiler kullanmak, soru sormak, pratik yapmak, iyi beslenme ve düzenli uyku gibi alışkanlıkları benimseyerek sinirsel (neural) gelişimi artırabileceğimizi gösteriyor.

Bu keşiflerin ilgi görmeye başlamasıyla, araştırmacılar zihniyet ve başarı arasındaki bağlantıyı da anlamaya başladılar. Görünüşe göre, beyninizin gelişebileceğine inanıyorsanız, farklı davranıyorsunuz.

Bunun üzerine araştırmacılar, “Zihniyeti değiştirebilir miyiz?” sorusuyla, bir kişinin zihniyetini “sabitten”, gelişim zihniyetine gerçekten değiştirebileceğini kanıtlayan bir dizi çalışma başlattı.

Sonuçlar gösteriyor ki; yeteneklerinin sıkı çalışma, iyi stratejiler ve başkalarından gelen yardımlar yoluyla geliştirilebileceğine inanan bireyler büyüme zihniyetine sahipler. Bu kişiler, daha sabit bir zihniyete sahip olanlara; yani yeteneklerin doğuştan gelen özellikler olduğuna inananlara kıyasla daha çok başarılı olma eğilimindeler. Bunun nedeni, akıllı görünmek konusunda endişelenmek yerine, öğrenmeye daha fazla enerji harcamaları.

Şirketler Nasıl Bir Zihniyete Sahip?

Bir şirket gelişim zihniyetini benimsediğinde, çalışanları kendilerini çok daha güçlü ve kararlı hissettiklerini ifade ediyor; ayrıca işbirliği ve yenilik için daha fazla kurumsal destek alıyorlar. Buna karşılık, sabit fikirli şirketlerde çalışanlar, muhtemelen yetenek yarışında avantaj elde etmek için, aralarında daha fazla hile ve yalan olduğunu bildiriyor.

"Gelişim zihniyeti" birçok büyük şirkette moda bir terim haline geldi, hatta misyon beyanlarına girmeye çalışıyor. Ancak Dr. Dweck, çoğu zaman insanların bu fikir hakkında sınırlı bir anlayışa sahip olduklarını ifade ediyor.

Dr. Dweck üç tipik yanılgıyı şöyle tanımlıyor:

  1. "Zaten gelişim zihniyetine sahibim ve hep böyleydim." İnsanlar genellikle gelişim zihniyetini, esnek veya açık fikirli olmakla veya olumlu bir bakış açısına sahip olmakla karıştırırlar. Meslektaşlarım ve ben buna yanlış gelişim zihniyeti diyoruz. Herkeste sabit ve gelişen zihniyetin özellikleri bulunur ve bu karışım, deneyimle sürekli gelişir. Saf bir gelişim zihniyeti yoktur; aradığımız faydaları elde etmek için bunu kabul etmemiz gerekiyor.

  2. "Gelişim zihniyeti, çabayı övmek ve ödüllendirmekle ilgilidir." Bu, ne okullardaki öğrenciler ne de kuruluşlardaki çalışanlar için geçerli bir bilgidir. Her iki ortamda da sonuçlar önemlidir. Verimsiz çaba asla iyi bir şey değildir. Sadece çabayı değil, öğrenmeyi ve gelişimi ödüllendirmek önemli. Yani başkalarından yardım istemek, yeni stratejiler denemek, başarısızlıklardan yararlanmak gibi süreçleri vurgulamak çok kritik.

  3. "Sadece gelişim zihniyetini benimseyin, göreceksiniz iyi şeyler olacak." Hedef tanımları harikadır. Büyüme, güçlenme ve inovasyon gibi yüksek değerlerle tartışamazsınız zaten. Ancak şirket bu değerleri gerçek ve ulaşılabilir kılan politikalar uygulamıyorsa, bu tanımlar çalışanlar için anlamsızdır. Gelişim zihniyetine sahip kuruluşlar, bazı risklerin işe yaramayacağını bilerek, “uygun risk almayı” teşvik eder. Bir proje asıl hedeflerini karşılamasa bile, öğrenilen önemli dersler için çalışanları ödüllendirirler. Çalışanlar veya birimler arasındaki rekabetten ziyade organizasyonel sınırları aşan işbirliğini desteklerler. Sadece sözde değil, geniş çapta gelişme fırsatları sunarak, istisnasız her üyenin gelişmesi için çabalarlar. Ve somut politikalarla büyüme zihniyeti değerlerini sürekli olarak pekiştirirler.

Öğrenciler Üzerindeki Çarpıcı Sonuçlar

Zekanın şekillendirilebilir olduğu öğretilen ve beynin çabayla nasıl geliştiği gösterilen öğrencilerin notlarında net bir artış görülüyor. Araştırmacılar, bunun yanı sıra, öğretmen yaklaşımının da öğrencilerin zihniyeti üzerinde büyük bir etkisi olduğunu fark ettiler.

Öğretmenlerin öğrencilerine verdiği geri bildirimler, bir çocuğu zorluklara karşı meydan okumaya ve başarıyı artırmaya; ya da kolay bir çıkış yolu aramaya teşvik edebilir. Örneğin, farklı övgü türleri üzerine yapılan araştırmalar, çocuklara zeki olduklarını söylemenin sabit bir zihniyeti teşvik ettiğini; sıkı çalışmayı ve çabayı övmenin ise gelişim zihniyetini teşvik ettiğini gösterdi. Öğrenciler gelişen bir zihniyete sahip olduklarında, zorlukları üstlenirler ve başarısızlıklardan öğrenirler. Dolayısıyla daimi olarak yeteneklerini ve başarılarını artırabilirler.

Sabit Zihniyeti Ne Tetikliyor?

Gelişen bir zihniyete ulaşmak kolay değil. Bunun bir nedeni, hepimizin kendi "sabit zihniyet tetikleyicilerine" sahip olmamız. Zorluklarla karşılaştığımızda, eleştiri aldığımızda veya diğerleriyle karşılaştırılınca zayıf kaldığımız zamanlarda; güvensiz veya savunmacı olabiliriz. Bu da gelişmeyi engeller. Çalışma ortamlarımız da sabit fikirli tetikleyicilerle dolu olabilir. "Yetenek yarışı" odaklı olan bir şirket; bilgi paylaşımı, işbirliği, inovasyon, geri bildirim talebi veya hataları kabul etme gibi gelişim zihniyetine sahip düşünce ve davranışların uygulanmasını zorlaştırır.

Gelişim bölgesinde kalmak için bu tetikleyicileri belirlemeli ve bunlar üzerinde çalışmalıyız. Araştırmalara göre; birçok yönetici, sabit zihniyetli "kişiliklerinin" ne zaman ortaya çıktığını ve bu kişiliğin onları nasıl tehdit altında veya savunmacı hissettirdiğini görerek, bu gibi durumlarda kendilerine ne söylediklerini fark ettiler ve bundan çok fayda gördüler. En önemlisi, zorlu hedeflerin peşinden koşarken, bu "sabit zihniyetli kişiliklerini" kendileriyle işbirliği yapmaya ikna etmeyi öğrendiler.

Bu kolay bir iş değil; ancak bireyler ve kuruluşlar, gelişim zihniyetine ilişkin anlayışlarını ve bunu nasıl uygulamaya koyacaklarını derinleştirerek çok şey kazanabilirler. Gelişim zihniyeti, kurumlara ve kişilere kim oldukları, neyi temsil ettikleri ve nasıl ilerlemek istedikleri konusunda son derece zengin bir algı sunuyor. Herkese "yeteneklerini ve zekasını geliştirebilir" gözüyle bakabilmek, kuruluşlara ve genel olarak topluma yepyeni bir kültür kazandıracaktır.

Kaynaklar:

Decades of Scientific Research that Started a Growth Mindset Revolution

The Growth Mindset | Carol Dweck | Talks at Google

What Having a “Growth Mindset” Actually Means

Send Cv