Telefon : +90 212 275 71 06  
Tutku - Çoğu insanın “tutku” algısında yaptığı yanlış ne ?

Tutku - Çoğu insanın “tutku” algısında yaptığı yanlış ne ?

Bu günlerde, pek çok insan tutkuyu, sahip oldukları ya da olmadıkları bir şey olarak değerlendiriyor. Burada bu yanlış mantığın nedenlerinden bahsedeceğiz.

 


Evet, bu bir klişe. Bir çoğumuz evlilik için gerekli olanın biraz aşk ve etkileşim olduğunu düşünsek de, evliliğin gizli anahtarının tutku olduğuna dair her yerde söylenegelen bir mit olduğunu biliyoruz.

 


Yanlış anlaşılmasın. Tutku çok şey ifade eder. Özellikle, birini size bir şans vermesi için ikna etmeye çalışırken...

 


İş, mutlu olmak için kariyer geçişleri yapmaya geldiğinde, çok yerinde duran biri olduğumu söyleyemem, ben çok daha özgür ruhlu biriyim. Kendi kariyer yolculuğumda, bir değil tam üç farklı yol denedim; ve bunların her birinde, bu konuda çok da kabul edilebilir olmayan özgeçmişime rağmen, birilerini, bana şans vermeye ikna ettim. Beyaz renkli bir sayfada yer alanlara uymayan bir şeyler gördüler, ve ben bundan faydalandım. Yani söylediğinle yaptığının tutarlı olması gerçekten işe yarar.

 


Fakat bu milenyum sonrası çağda, bu durumun artık bir başka hale dönüştüğünü görüyoruz.Bir çoğumuz ince ayrıntıların izlerini kaybettik.

 


“Dışa vurum” ve “tutku projeleri” gibi son dönemde dillere pelesenk olmuş kelimelerin ortaya çıkışıyla, bir başka inanç sisteminin altı çizilmiş oldu: Bir şeyi yeterince çılgınca istemenin, size o şeyi elde etmek için gereken niteliği zaten kazandırdığı...

 


''Sonsuza dek mutluluk'' gibi bir olay örgüsünde, zincire vurulmamış tutkular ya da bir adayın kişisel hedefi-yırtıcı hayalleri hakkındaki konuşmaların altında aslında çok da dolu dolu bir anlam yok.

 


Büyük giriş efsanesi

 


Bu mantığı, işe alım süreçlerimizdeki ön yazılarda sıklıkla görüyorum. Bizimle çalışmanın onlar için ne kadar da mükemmel bir deneyim olacağını cümleler ve cümlelerce (ve genellikle inanılmaz derecede abartılı cümlelerle) anlatıyorlar.


“Kadının günlük yaşantısını geliştiren Career Contessa’da çalışmak kadar istediğim bir şey daha olmadı.’’


Bunlar güzel sözler. Sanırım çoğu insan bunlara, otomatik olarak benim yaptığım şekilde tepki veriyor: Şirketinizin, biri için bu denli büyük bir anlam ifade ettiğini duymak hoşunuza gider. Ve çalışmakla ilgili cüretkar isteklerinin, profesyonel çalışma azimleriyle eşit olduğunuzu düşünmeniz (özellikle bu ego yüklemesinden sonra) kolaylaşır. Peki gerçekten böyle mi?


Engin hayal gücünü dizginlemeye hazır olduğu için onu işe almam gerektiğini söyleyen biriyle bir görüşme yapmıştım. Başkaları, iş dışı ilgi alanlarını keşfetmelerine olanak tanıyacak böylesi bir iş için daha fazla bekleyemeyeceklerini söylüyorlardı. Bir defasında, 23 yaşında bir genç, kendisini işe almamın, onun kişisel markasını geliştirmesine yardım edeceğinden bahsetmişti. Ve bunlar gibi niceleri... (ne kadar da şanslıyım!)


Tüm bunları dinlerken kafamda açık şekilde beliren bir tek şey var ve bu kesinlikle ''bu kişi mükemmel bir çalışan olabilir.'' değil. Kafamda beliren düşünce ''ben, ben, ben''den ibaret.


“Kendimi gerçekleştirmeme yardımcı olacak bir kariyer istiyorum.”


“Bu işi bana esneklik sağladığı ve diğer projelerim üzerinde çalışma fırsatı vereceği için seviyorum.”


“Bu iş benim en üst hedefim olan kendi işimi kurmama giden yolda mükemmel bir basamak.”

 

 

Bunları düşünmek kötü değil, aslında daha karmaşık düşünceler ve görüşmeler de olabiliyor. Bu gibi düşüncelere sahip olmak “büyük resmi düşünme” eylemini uç noktalara taşıyor ve 90’ların Meg Ryan filmlerindeki can alıcı sahneleri hatırlatıyor. ''Sonsuza dek mutluluk'' gibi bir olay örgüsünde, zincire vurulmamış tutkular ya da bir adayın kişisel hedefi-yırtıcı hayalleri hakkındaki konuşmaların altında aslında çok da dolu dolu bir anlam yok.

 

Gevşek adanmışlığın işaretleri



Bu görüşmelerde eksik olan şey, gerçek ve sürekli profesyonel ilişkilerin ihtiyaç duyduğu işbirliği ögesi. İş yenilik ve empatiyle ilgiliyse, sadece onu yapmak istememiz yeterli değil. Bu, nasıl adapte olabileceğimiz, birbirimizi nasıl değiştirebileceğimiz ve gerçek anlamda birlikte çalışabileceğimizle ilgili.

 

“Tutku her şeydir” perspektifinde kendindevar olan ayrıcalık bu, ve belki de bu yüzden beni bu kadar rahatsız ediyor. Kirayı ve öğrenci kredilerini ödemekle yükümlüyseniz, hayatınızı yalnızca tutkulu projelerinize göre planlayamazsınız. Bir yandan çok çalışırken kafanızı kaldırıp bunlar için zaman yaratmalısınız. Yani bu çok “Yanıt Tutkuda” fikri çok az insanın besleyebildiği bir ayrıcalık, bu çok az insan da işler zorlaşmaya başladığında “boşver gitsin” diyebilenler.


Nerdeyse her seferinde, geçmiş işlerinden ya da kalıplaşmış deneyimlerinden kurtulmak isteyen, sadece aşırı tutkularını satan birini işe aldım. Ve sonunda pişman oldum.


Teslim tarihlerini karşılayamadılar. Yoğun işleri boşladılar. İşe başladıktan üç ay sonra, başka bir sürü yan proje anlaşması yaptıkları ortaya çıktı. Ancak üç dört aylık işlerde çalışan türde insanlardan fazlası değillerdi. Ve başarısız oldular.


Sadece kişisel varış noktanıza, kendi başarınıza odaklandığınızda, bu arada yapılması gereken diğer işlere nasıl zaman ayırmayı düşünüyorsunuz?


Gözünüz sadece ödüldeyse, süreç umduğunuzdan uzun olduğunda nasıl enerjik kalmayı bekliyorsunuz?


İşte bomba haber: Olaylar hep böyle gelişiyor.

 

Ve tutkuya dair yargılar...

 

Üstelik bundan da fazlası var. Çoğumuz, hangi konuda tutkulu olduğumuzu bilmediğimiz gerçeği ve “önce tutku” zihniyeti yüzünden herhangi bir tutkumuz yoksa başarısız olacağımıza inanma eğilimi gösteririz. Diğerlerine bu açıdan baktığımızda herkes işini biliyor gibi görünür gözümüze. Bu kıyaslama bizi çeşitli şekillerde etkiler, ama en korkunç yan etkisi şudur: Bizim gelişimimizi durdurur.


Her işe açık bir perspektiften yaklaşırsanız, deneyiminiz size büyüme konusunda yardımcı olacaktır. Korkunç bir iş bile size hangi endüstrinin size en uygun olduğunu öğretebilir ya da hangi konuda doğuştan iyi olduğunuzu fark etmenizi sağlayabilir. Ama hiçbir işe sizin şu an ki idealinizdeki tutku kavramına uymadığı için şans vermezseniz nasıl gelişim göstermeyi beklersiniz?


Günümüzde tutku siyah ya beyaz bir kavram. Ona sahip olduğumuza ya da olmadığımıza inanıyoruz. Çoğu zaman olduğu gibi esnek olmayan bu

düşünce tarzı bizi mahvedecektir.


Önce çaba gösterin, tutku ikinci sırada gelir. Çünkü tutku, eğer uğrunda çalışmayı bile göze alamıyorsan ne anlam ifade eder ki?

  

Bana tutkulu hayalperestleri değil, adanmış çalışanları verin

 

Tutkulu hayalperestlerle ya da “şu an üzerinde çalışmaktayım”cılarla, ikisi arasındaki gri noktada bulunanlarla ilgilendiğim kadar ilgilenmiyorum. Bu gruptakiler sizi her zaman etkilemeyi ve şaşırtmayı başarırlar. Bu gruptakiler sizi zora koşar, her zaman yaptığınızdan farklı düşünmeye ve çalışmaya iterler.


Bir moda markası için yaratıcı yönetmen olan bir arkadaşım, bir seferinde henüz 19 yaşındaki birinin ona modellik kariyeri bitince yaratıcı yönetmenlik yapmak istediğini, model yaratma işini çok sevdiğini anlatırken arkadaşım onu sessizlik içinde dinlemiş.


Ol gitsin.


Bu arkadaşımın yükselmesi; her seferinde tek bir yaratıcı yönetmenlik işiyle, haftada en az 60 saat çalışmayla ve yeni fırsatlar yakalamak için ülkenin öteki ucuna iki sefer yaptığı ziyaretlerle on yıldan uzun zaman aldı. Bugün işini her şeyden çok seviyor, çünkü geldiği noktaya varmak için kendini paraladı, tutku ise çabasından sonra geldi.


Önce çaba gösterin, tutku ikinci sırada gelir. Çünkü tutku eğer uğrunda çalışmayı bile göze alamıyorsan ne anlam ifade eder ki?


Benzer durumu anlatan bir atasözü vardır: “Beş yıl boyunca yapamayacağın bir şeyi beş dakika bile yapma”. Bu atasözü, belki de bizi rahatsız ettiği için, insanların nadiren üzerinde durduğu bir cümledir. Bu atasözü günümüz iPhone hızındaki dünyasına ters düşmektedir. İşte tam da bu yüzden beş yıl ve üzerinde emek verenler bana çok daha etkileyici gelir.


Benim isteğim şey, insanların tüm tutkularından vazgeçmeleri ya da onları mutsuz kılan bir işte uzun yıllar devam etmeleri değil. Ancak iyi giden kariyerlere sahip insanları düşündüğüm zaman, onların genelde hayalperestler takımı değil sebat edenler takımı olduğunu görüyorum. Tutkuyu her şey olarak görmeyip, onu çaba göstermenin, sorgulamanın ve keşfetmenin bir sonucu olarak görenlerin takımı... Onlar işlerinde Show yapıyor olmasalar da her zaman ortalamanın üzerinde oluyorlar.



Yazının orijinali için tıklayınız.