Telefon : +90 212 275 71 06  
İşteki amacınızı keşfetmek (ya da yeniden keşfetmek) ister misiniz ?

İşteki amacınızı keşfetmek (ya da yeniden keşfetmek) ister misiniz ?

Bir araştırmacı olan Leah Weiss, "işlerimizde en büyük bir etkiyi yaratmak ve ayrıca en en büyük tatmini yaşamak için işin anlamını daha derinlemesine ele almalıyız" diyor.


 

İnsanlar için amaç, bir ölüm kalım meselesi olabilir. Soykırımdan kurtulan Viktor Frankl, Man’s Search for Meaning kitabında, “Yaşamı çekilmez kılan şey hiçbir zaman koşullar değil anlam ve amaç eksikliğidir.” Amaç, satın aldığımız, bize miras kalan ya da elde ettiğimiz bir şey değil yaptığımızı ya da yarattığımız bir şeydir. Amaç belirli bir niyetle yöneldiğimiz bir yön olabilir. Geniş kapsamlı, sabit bir hedeftir, kişisel olarak anlamlı ve kendinin ötesine geçen ve idealde hayatınızın her gününde kendini gösteren bir şeydir.


İşlerinin kendileri için bir tutku olduğunu düşünen insanlar, "yalnızca" bir iş olduğunu düşünenlere göre daha fazla tatmin duygusu yaşarlar.


Amaç, yaptığımız işte en iyi etkiyi yaratmaya ve başka kültürler ve bağlamlardaki diğer insanlarla bağlantı kurmaya yönelik kapasitemizi artırır. Amaç duygusuna sahip olduğumuzda enerjik, motive olmuş ve dışa açık oluruz. Yale School of Management araştırmacısı Amy Wrzesniewski'ye göre işlerinin kendileri için bir tutku olduğunu düşünen insanlar, "yalnızca" bir iş olduğunu düşünenlere göre daha fazla tatmin duygusu yaşarlar. Bir tutkuya sahip olmak yalnızca idari pozisyonlardaki insanlara özel bir durum değildir. Örneğin Wrzesniewski, işlerine tutkuyla bağlı olduklarını söyleyen hastane hademeleri ile görüşme yaptı; görevliler, işlerinin yalnızca temizlik yapmaktan çok daha fazlası olduğunu ve hastaların iyileşmesine katkıda bulunduklarını düşünüyor.


Bir amaca sahip olmak engelleri aşmanıza yardı edebilir, bu da iş yerinde fark yaratan bir avantajdır. Cornell University sosyal psikologu Anthony Burrow amacın davranış üzerindeki etkilerini araştırıyor. Deneylerinden birinde, öğrencileri, kampüste Yamaç adını verdikleri dik bir tepeye çıkmaya neyin motive ettiğini inceliyor. Çalışmanın hedefi bir öğrencinin amaç duygusu ile tırmanışa addettiği zorluk derecesi arasındaki ilişkiyi tanımlamak, neden bazı öğrenciler Yamaca çıkarken bazılarının çıkmadığını anlamak. Tepeye tırmandıktan sonra, çalışmaya katılan kişi zirvede bir araştırmacı ile bir araya geldi ve kendisinden yamacı ve çıkmak için gerekli olan çabayı değerlendirmesini istendi.


Tepeye tırmanmadan önce daha büyük amaçları için daha çok kafa yoran katılımcılar, yamacın zorluğunu ve gerekli çabayı, kısa vadeli bir hedef hakkında sorulsaydı vereceklerinden daha düşük olarak değerlendirdi. Nötr bir konuda kafa yoranlar, tepeyi en dik ve çabayı en yüksek olarak değerlendirenlerdi. İlginç olanı daha yüksek tasarruf amacı olanlarda (kendilerini genel olarak amaçlarının üst düzeyde olduğunu düşünenlerde) ya da amaç hakkında biraz düşünmeleri istenenlerde, çaba ile yamaç arasındaki bağlantının ortandan kaybolmasıydı. Bu kişiler yamacı hala zorlu görüyordu, ama zorluğun belirlenmesinde, yamacı gözlerinde fazla büyüten daha amaçsız insanlara göre çok daha doğru bir değerlendirme yapıyorlardı.


Bu bulguları iş yerine uygularsak, kısa vadeli hedefler, zor bir görevin boyutunu doğru şekilde değerlendirmede yeterince motive edici olmayabilir. Yani ne yapmaya çalıştığımızı (yapabilmek için ne olduğunu bilmek gerekir) anlamak istiyorsak, daha büyük kapsamlı amacımızı ve vizyonumuzu korumanın yollarını bulmamız gerekiyor.


Bazılarımız için, belirgin bir mali avantaj işimize anlam katarken; başkaları için bu iş ilişkileri, yeniliğe katılım ya da ihtiyaç duyan insanlara hizmet etmek olabilir.


Luke adındaki bir öğrenci bana babasının amacın önemini anlatmak için kullandığı bir metaforu söylemişti: Bir yapboz bulmaca. Luke ailesinde erkek kardeşi ile birlikte bulmacalar yaparak büyümüştü. Oğlanlar büyüdükçe, babaları kutu kapağını saklayıp yapbozu resme bakmadan çözmelerini istemiş. Tabi ki bu son derece zor bir işmiş.


Amaç, yapboz kutusunun kapağında resim gibidir. Parçalara göz atmak ve ne şekilde oturduklarını anlamak için çok zaman harcarız, ama bize rehberlik yapan şey kutunun kapağındaki resimdir. Bu bizim büyük resmimiz, yaşamımızın anlamı, amacımızdır. Yapbozu tamamlamak için kapaktaki resme düşündüğümüzden çok daha fazla kere bakmamız gerekebilir.


Tabi ki iş, herkesin yapbozunun büyük bir parçasıdır. Gün boyunca, o anda ya da herhangi bir anda elinizde tuttuğunuz parçanın büyük resimde nereye oturduğunu düşünebilir misiniz? Diğer bir deyişle, yapmak üzere olduğunuz bu şeyi yapıp yapmamanın bir önemi var mıdır? Sabah uyandığınızda ya da bir Pazar gecesi önünüzdeki iş haftasını düşünürken, işe gitmenin bir anlamı olup olmadığını düşünüyor musunuz? Bir anlamı olmalı. Bir anlamı olması olasılığı, işte geçirdiğiniz zamanın bir anlamı olduğuna, buna değdiğine inanırsanız büyük oranda artar.


“Buna değer olması” kişiye ve güne göre değişir. Bazılarımız için, belirgin bir mali avantaj işimize anlam katar. Başkaları için anlam aidiyettedir; iş ilişkileri ve kültür sizi yataktan çıkaran şey olabilir. Belki biri anlamı yeniliğe katılımda ya da ihtiyaç duyan insanlara hizmet etmekte bulabilir. Çoğumuz için olmasa da bir çoğumuz için bunların bir karışımı geçerlidir.


Perspektifimizi değiştirerek yaptığımız şeyi değiştirmeden daha büyük bir amaç hissi yakalayabiliriz.


İşlerin büyük bir anlam yükleyen ve bundan keyif alanların bile bir noktada bu duyguları yitirmesi mümkündür. Zorlu bir işin akut stresinden tükenmiş ya da genel olarak günlük stresten duyarsızlaşmış olabiliriz. Rutin görevlerden ve taleplerde bezmiş, alışkanlıklardan rahatsız olmuş, burnumuzu yapılacaklar listesinden kaldıramaz ve nasıl hissettiğimizi fark edemeyecek durumda olabilir veya tersine iyi ya da kötü duygularımıza kapılabilir ve büyük resmi gözden kaçırabiliriz. Her defasında bir gerileme (ya da ilerleme) ile amaçtan kademeli olarak sapmış olabiliriz. Belki çok uzun süre bozuk sistemlerin zorlamasıyla kırgın olabilir ya da değersiz veya takdir görmüyor hissedebiliriz.


Ne kadar kayıp ya da sıkışmış hissettiğiniz önemli değildir, yeniden amacınıza sarılabilirsiniz. Günlük görevleriniz hakkındaki düşünme şekliniz işiniz ile olan ilişkinizi değiştirebilir. Yani perspektifimizi değiştirerek yaptığımız şeyi değiştirmeden daha büyük bir amaç hissi yakalayabiliriz. Takviminizde yaklaşan bir görev için bunu deneyin; belki bir toplantıya katılım, bir sunum yapmak ya da harcama raporlarını doldurmak olabilir. Görevi, işin bir parçası olarak, sonra kariyerin bir parçası olarak ve son olarak bir tutku olarak düşünün. Bu durumların her biri için notlar karalayın ya da zihinsel notlar alın. İş için yapılması gereken bir görev olarak düşündüğünüzde göreve nasıl yaklaştığınız üzerinde kafa yorun, sonra bir tutkunun bir parçası olarak düşündüğünüzde aynı şeyi yapın. Motivasyonunuz değişiyor mu? Heyecanda bir dalgalanma hissettiniz mi? Bu alıştırmayı daha geniş çaplı görevler listesi için de yapın. Bütün bir günü düşünün ve bunu bir tutku olarak yeniden ele alın. Perspektifteki değişimin keyif ya da amaç duygunuzu nasıl etkilediğine dikkat edin.


Ayrıca amacınızın ne olduğunu bilmediğinizi de düşünebilirsiniz. Amacınızı öğrenmenin bir yolu da yönetilebilir bir zaman periyodu, örneğin bir hafta seçmek, ve amaç duygusunu en çok ne zaman hissettiğinize ve bu sırada ne yaptığınıza dikkat etmektir. Bu ilişkileri bir günlüğe ya da belgeye yazın. Şunları merak edebilirsiniz: Amaç duygusunu ne zaman hissettiğimi nasıl bileceğim? Nasıl bir his? Bir canlılık hissi olabilir, anlamlı bir şey üzerinde uğraşırken yorulmaktan ziyade zinde hissederiz. Öğrencilerimden biri bir derste “koltuğunu kenarında” olduğunu fark etmiş ve derste kendisini en çok ilgilendiren şeyin anlatıldığını anlamış. Ama ayrıca sakinleşmemizi sağlar, çünkü yaptığımız şey daha yüksek amacımıza yöneliktir, öz eleştirilerimiz ise şikayet edecek daha az şey bulur. Haftanın sonunda notlarınızı inceleyin. Amaç duygunuz için tekrarlana bir model görebiliyor musunuz? Belirli şeylerin toplandığı kategorilerle bir ilişki teşkil ediyor mu? Bu belirli durumlara bakarak amacınız hakkında bir genelleme yapabiliyor musunuz?


Bir Desmond Tutu ya da bir Ruth Bader Ginsburg'un ilham verici nitelikleri üzerinde düşünmek kendimize de ışık tutmamızı sağlayacaktır; bu kişi kendimize tuttuğumuz bir ayna görevi görecektir.


Alternatif olarak, hayranı olduğunuz insanları düşünün ve onlarda hoşunuza iden şeyleri kendi değerlerinize doğru takip edin. Bir Desmond Tutu ya da bir Ruth Bader Ginsburg ya da bir Beyoncé'un ilham verici nitelikleri üzerinde düşünmek kendimize de ışık tutmamızı sağlayacaktır. Geleneksel Budist metaforunda, saygı duyduğumuz kişi sizin bir aynanızdır. Ya da konuyla biraz daha ilgili olacaksa, iş yerinde kime hayran olduğunuzu düşünün. Bu kişide sizi hayran bırakan şey nedir? İlham veren kişiler mükemmel olmak zorunda değildir; yalnızca hayran olduğunuz özelliklere odaklanın. (İş yerinde hayran olduğunuz kimse yoksa bu da kendi başına size bir şeyler anlatabilir.)


Amacınıza ilişkin bir resminiz yoksa ya da bulanıksa, bu alıştırmalarla deneyimlemek için kendinize zaman verin. Hemen net bir görüş alamazsanız paniklemeyin. Amaç devam ediyor ve tekrarlıdır, siz ve yaşamınız için neyin işe yaradığını neyin yaramadığını görme sürecidir.



Yazının orijinali için tıklayınız.