Telefon : +90 212 275 71 06  
Einstein, Darwin ve 2 saatlik deha kuralı

Einstein, Darwin ve 2 saatlik deha kuralı

Özel görelilik fikri ile ilk flört etmeye başladığında Albert Einstein 16 yaşındaydı.


O bir hayalperestti. Modern fiziğin temellerini artmasına yol açan bu öncü teori gerçekte, onun birçok ünlü düşünce deneylerinden birinde canlanmıştı.


Özellikle, sabit hızda ilerleyen hareketli bir ışık dalgasında sörf yapan bir sörfçü olsaydı ne olacağını merak etmişti. Birim zamanda aynı hızda ilerleyecekleri göz önünde bulundurulduğunda, ışık dalgasının ona hareketsiz görüneceğini ön görmüştü.


O zaman bilmiyordu ama, bu basit düşünce, geçen bir kaç yüzyıl boyunca fizik alanında yapılan en etkileyici çalışmalardan bazılarının çökmesine yol açacaktı. Bu yaklaşım her şeyi değiştirdi.


Komik olan şeyse, derin düşünceden doğan böyle parlak fikirlerin o kadar da nadir olmaması. Tarih boyunca, Charles Darwin'den Friedrich Nietzsche'ye insanlığa ışık tutan kişiler, dehalarının büyük kısmını, zihinlerinde kayboldukları saatlere atfetmiştir.


Darwin'in dalıp gitmek için takip ettiği bir “düşünce yolu” vardı, Nietzsche ise, söylendiğinde göre, fikirlerini en nihayetinde mantıklı bir temele oturtmak için saatlerce doğada geziyordu.


Bugün bu tür davranışlar, büyük oranda, saatlerce çalışma ve üretilen raporlar gibi, görünüşte gerçek üretkenlik göstergesi gibi kabul edilen, ölçülebilir çıktıları putlaştıran bir kültür tarafından üretken olmadıkları için eleştiriliyor. Şu ilginç soruyu sormak gerekiyor.


Bu yalnızca bir tesadüf mü? Değilse, neler oluyor?


Yansıtıcı düşünce kaldıracı


Fiona Kerr, bir bilimsel iletişimci ve Adelaide Üniversitesi'nde fakülte üyesi, bu tür yansıtıcı düşüncenin nasıl ve neden çalıştığını anlamamızı sağlıyor.


“Hayal kurmak (yansıtma ile), zihnin geziye çıkmasını sağlıyor” diyen Kerr ekliyor: “Sonuçta, karmaşık sorunlarla uğraşırken ya da yaratıcı çözümler ve fikirler ortaya atarken, tutarlı bir şekilde daha fazla üretkenik elde ediliyor.”


Araştırmasını bu şekilde yorumlarken yalnız başına değil. Örneğin, eğitim alanında, 1980'lerden beri yansıtıcı düşünce fikri üzerine yapılan bir çok çalışma var ve bu artık etkili öğretimin kritik bir bileşeni olarak görülüyor.


Merkezinde, sağlıklı düzeyde hayal kurma ve yansıtma süreci, belleği sağlamlaştırıyor ve doğrusal olmayan bağlantıların oluşmasını sağlıyor, bu sonuçların her ikisi de sorunlara farklı bir pencereden bakma yeteneğimizi geliştiriyor.


Hepimizin orada ya da burada çıktığı günlük zihin gezileri bu konuda bize yardım ediyor, ama daha derin ve daha amaçlı bir çabanın ödülü orantısız şekilde çok daha büyük oluyor.


İki saat kuralı nedir


Haftada bir kez, genellikle Perşembe günleri, günümün iki saatini yalnızca düşünmeye ayırıyorum.


Akşam olduğunda, tüm potansiyel dikkat dağıtıcı unsurları, özellikle telefon ve dizüstü bilgisayar gibi elektronik eşyaları kaldırıyorum ve temelde bir kalem ve bir defter alarak, işimi ve yaşam tarzımı sorgulamak için kendimi bir odaya kapatıyorum.


İki saat uzun bir süre ve bazen son derece verimsiz geçecek ve hepsinde de elle tutulur bir sonuç elde edilmeyecektir, ama neredeyse her zaman bir başlangıç noktası olarak kullandığım bir kaç genel şey var.


İşte üzerinde derinlemesine düşündüğüm bir kaç soru:


Yaptığım şeyi yaparken heyecan duyuyor muyum yoksa amaçsız bir devinim içinde miyim?


İş yaşamı ve özel yaşamım arasındaki dengeyi iyi kurabiliyor muyum?


Bulunduğum noktadan gitmek istediğim noktaya olan süreci nasıl hızlandırabilirim?


Muhtemelen değerlendirmediğim büyük fırsatlar neler?


Orantısız bir etki oluşturacak küçük şey nedir?


Yaşamında önümüzdeki altı ay içinde neler yanlış gidebilir?


Son derece dürüst bir şekilde söyleyebilirim ki bu yaşamındaki en yüksek geri dönüşlü etkinlik. Kısa vade ile uzun vade arasında denge kurmamı sağlıyor. Sorunları birer sorun haline gelmeden önce yakalıyorum, ve başka türlü aklıma gelmeyecek etkiler ve fikirleri tesadüfen buluyorum.


İlginçtir ki, elle tutulur sonuçlar rutin sorulardan değil, düşünmem gereken şeyler bittikten sonra kalan zamanda ortaya çıkıyor. Çünkü ancak o zaman zihnim geziye çıkabiliyor.


Bu her kes için uygun kolay bir çözüm değil, ama bence bir çok kişi için işe yarayabilecek bir fikir. Tabi ki hepimiz düşünüyoruz ama hepimiz bu kadar tasarlayarak ve dikkat dağıtıcı faktörlerden arınmış şekilde düşünmüyoruz.


Buna zaman ayırmanın karşılığı muazzam.

 

Ana fikir


Einstein, düşünce deneyleri olmadan Einstein olamazdı, benzer şekilde Darwin ve Nietzsche de, yürüyüşleri olmasaydı yaratıcılıkları ve üretkenlikleri ile sorun yaşarlardı.


Kendi içinde çok küçük bir örnek teşkil etse ve her zaman bir sihirli değnek sonucu vermese de, görünüşe göre araştırmalar da yansıtıcı düşüncenin ve tuhaf sayılan hayalperestliği destekler nitelikte.


Yalnızca düşünmek için iki saat uzun bir süre gibi gelebilir ve belki sizin için daha kısa bir süre daha yararlı olacaktır, ama en azından kenara bir saat ayırmak değerli bir yatırım olur. Bu süre zihninizin oynamasını, ve iyi bir soru sorarsanız ayrıca keskinleşmesini de sağlar. Bu etkiler zaman içinde bir araya gelme eğilimindedir.


Yalnızca düşün ek için zaman ayırmak gibi basit ve doğrudan bir şey, vakit kaybı olarak kolayca göz ardı edilebilir. Nihayetinde, çoğumuz sık sık düşüncelerimizde kayboluyoruz, ama 10 dakikalık rastgele bir düşünce dizgesiyle derin düşünmeye ayrılan özel bir zaman dilimi arasında dağlar kadar fark vardır.


Ayrıca dürüst olalım, istediğiniz kadar çok meşgul olduğunuzu düşünün, çoğumuzu yaşamlarımıza en ufak bir şey katmayan bir dolu ıvır zıvır için zamanımızı harcıyoruz. Ortalama bir insan gününün iki saatini sosyal medyada harcıyor, haftada bir iki saati yaşamınızı düzenlemek için ayırmak o kadar da büyütülecek bir şey değil. Bunu, sürekli karşılığını alacağınız küçük bir yatırım olarak görün.


Kim bilir? Belki sizin de hayatınız değişir.


Yazının orijinali için tıklayınız.