Telefon : +90 212 275 71 06  
Doğru Türde Bir Meraka mı Sahipsiniz ?

Doğru Türde Bir Meraka mı Sahipsiniz ?

Yaklaşık bin yıl önce, MS 986'da, Bjarni Herjulfsson adındaki bir Norveç kaptanı babasıyla birlikte olmak için İzlanda'dan Grönland'a denize açıldı. Ama fırtına yüzünden gemi rotasından çıktı ve fırtına dindiğinde hiç bilinmeyen Kuzey Amerika kıtasının kıyıları belirdi, bu manzarayı daha öce hiçbir Avrupalı görmemişti. Tayfası kıyıdaki yeşil ağaçları ve bitkileri görünce karaya çıkmak için kaptana yalvardıi böylece bu yeni yerleşimi keşfedebileceklerdi. Ama Herjulfsson reddetti, bunun yerine yeniden rotalarını Grönland'a çevirmekte ısrar etti.


Gemi yönünü yeniden Grönland'’a çevirdiğinde ve Herjulfsson babasıyla tekrar bir araya geldiğinde, gördüğü gizemli topakların hikayesi bir ilgi kaynağı oldu. Ve yalnızca birkaç yıl sonra, Grönland’ın hükümdarı Kızıl Erik'in (Erik the Red) oğlu Leif Erikson, Herjulfsson’un teknesini satın aldı, 35 tayfasıyla birlikte yeni Amerika kıtasına yelken açtı ve L’Anse aux Meadows'taki Viking yerleşimini kurduğu Newfoundland'de karaya ayak bastı. Bugün, tabi ki Erikson Amerika'nın keşfinden dolayı kutlanıyor, ama Herjulfsson’un merakının eksik olması tarihten silinmesine yol açtı.[i] 


Hepimiz belirli düzeyde bir merak ile doğarız, ama açıkçası bazı bireylerde merak güdüsü diğerlerinden daha fazladır.


Ian Leslie merakımızı tatmin etmenin kısmen keyif verdiğini çünkü zihnimizi çalıştırdığını ve bizi meşgul tuttuğunu belirtiyor. Ian Leslie, kitabı Curious: The Desire to Know and Why Your Future Depends On It'te bunun tembelliği önlediğini belirtiyor ve genellikle merakımızın peşinden gitmek, meşgul olduğumuz, yapacak bir şeyimiz olduğu zamanla aynı şekilde bizi mutlu ediyor. Hepimiz, Internet'te dolanmanın, bir siteden diğerine gitmenin, geçici olarak merakımızı çeken bir sorun, karşıtlık ya da bulmaca üzerinde ilginç bazı bilgileri keşfetmek ya da yalnızca kendimizi eğlendirmek dışında bir amacı olmadan düşünmenin verdiği basit keyfi biliriz.


Buna gereksiz merak diyebiliriz, ama Leslie bu olgu için “saptırıcı” merak tanımını kullanıyor ve ona göre saptırıcı merak, “entelektüel ve kültürel keşfe yönelik geniş kapsamlı bir arzu” olarak tanımlanan “bilgisel” merak ile çelişiyor. Bilgisel merak bir tür sürekli, amaçlı meraktır ve bilimsel sorgulama, keşif ve yeniliğin temelinde yer alır.


Saptırıcı merak hedeften uzaklaştırır ve en azından bir süre keyifli olabilir, ama aynı zamanda sığdır; nadiren orijinal bir fikir ya da derin bir anlayış üretir. Leslie'ye göre, “Saptırıcı merak keşif yapan bir zihin için gereklidir; gözlerimizi yeni ve keşfedilmemiş olana açar, yeni deneyimler aramamızı ve yeni insanlarla tanışmamızı teşvik eder. Ama derinleşmesine ve olgunlaşmasına izin verilmediğinde, anlamsız bir enerji ve zaman israfına dönüşebilir, hiçbirinden bir kazanım elde etmeksizin bizi bir hedeften diğerine sürükler. Serbest merak harikadır; yönlendirilmeyen merak ise değildir.”


Bunun tersine bilgisel merak daha derin, daha sürekli ve bazı olayları ya da olguları daha eksiksiz anlamak gibi belirli bir hedefe odaklıdır.  


Bilimsel açıdan bir kişinin doğuştan gelen merak seviyesi “biliş ihtiyacı” ya da NFC ile ölçülür. Psikologlar NFC'yi ölçmek için çeşitli testler ve deneyler kullanır ve farklı insanlar farklı NFC seviyelerine sahiptir. Düşük NFC'li insanlar olayların basit, ön görülebilir ve doğrudan kalmasını tercih ederken, yüksek NFC'li insanlar entelektüel zorluklarla, bulmacalarla ve “çaba gerektiren bilişsel aktivite” ile boğuşmaktan keyif alır. Bu açıdan bakarsak Herjulfsson’un NFC'si düşükken Erikson’un HFC'si yüksekmiş diyebiliriz.


Ayrıca Leslie’nin vardığı önemli bir sonuç daha var:


İş giderek entelektüel hale geldiğinde ve fiziksel iş gücünden ya da zihinsel rutinden uzaklaştığında, şirketler daha fazla yüksek NFC'li çalışana ihtiyaç duyar.


Buradaki sorun şirketlerin ve diğer büyük organizasyonların çalışanlarının merakını köreltmek için ellerinden geleni yapmasıdır, çünkü merak her zaman hiyerarşik düzeni tehdit eder.



Yazının orijinali için tıklayınız.