Telefon : +90 212 275 71 06  
Birinin Nasıl Hissettiğini Doğru Anlamak İçin En İyi Yol Onun Sesi Olabilir

Birinin Nasıl Hissettiğini Doğru Anlamak İçin En İyi Yol Onun Sesi Olabilir

"Birinin nasıl hissettiğini bilmek istiyorsanız, beki de en iyisi gözlerinizi kapatıp kulaklarınızı kullanmaktır" diye başlıyordu American Psychological Association'ın haber bildirisi.


Deyim yerindeyse kulaklarımı dört açtım. Uzun zamandır duygusal müzikler çalan bir radyonun dinleyiciler için ne ifade ettiği, spikerlerin duygularını, bazen istekli bir şekilde ama bazen de çok istekli olmadan ne kadar güçlü yansıttıkları konusunda düşünüyordum. Şimdi American Psychologist dergisinde yeni bir çalışma var, sesin bir duygu ifade etme aracı, yüz ifadelerinde çok daha iyi bir gösterge olduğu konusunu araştırıyorlar?


Makalenin yazarı Yale University School of Management yardımcı doçenti Michael Kraus ile görüştüm. Görüşme notları biraz elden geçmiş haliyle aşağıda:


Bulgularınızı özetleyerek başlayalım mı?


Çalışmada farklı iletişim kanallarını ve insanların bu farklı kanallar üzerinden iletilen duyguları ne kadar iyi okuyabildiğini karşılaştırdık. Özellikle, başka biriyle düzenli etkileşime girerken gerçekleşen duygusal algıyı karşılaştırdık, tüm iletişim kanallarını, sesleri yüz ifadelerini ya da sözlü olmayan ifadeleri kullandık ve bazı kanalları devreden çıkardık. Yalnızca sesleri duyduğunuz bir ortamdaki etkileşimlerde gerçekleşen duygu algısını karşılaştırdık.


Çalışmalarımızda ortaya çıkardığımız şey, tüm kanallar üzerinden ve yalnızca yüze bakarak algılanan duygulara göre etkileşimlerdeki duyguların doğru yakalanması konusunda sesin en iyi sonucu verdiği.


Bu çok şaşırtıcı. İnsanlar her zaman görsel işaretlerin son derece önemli olduğunu düşünmüştür.


Yine önemliler. Ama belki gördüğümüz şeye biraz fazla takılıyoruz, bunun nedeni kısmen bu alanda - iyi nedenlerle - çok fazla araştırma başlatılması. Duyguları iletmek için yüz kaslarını kullanıyoruz. Ama görüntüden de önce algılama yeteneği kazandığımız bir şeyi gözden kaçırıyoruz; ses. Örneğin yeni doğduğumuzda duygularımız için dinler, koklar ve dokunuruz. Bu belki de duygu araştırmalarında atlanan bir konudur.


Yani dünyevi olarak, bulgularınıza göre bir daha eşimle zor bir tartışma yaşadığımda gözlerimi kapatmam ya da odanın ışıklarını söndürmem iyi bir fikir olabilir mi?


Yalnızca bu çalışmalardan o kadarını söyleyebilir miyiz bilemiyorum. Ama bunun iyi bir strateji olması için birkaç iyi neden var. Birincisi birini gerçekten okumaya çalıştığınızda ve bunu söyledikleri şeyi dinleyerek yapmaya çalıştığınızda, buna yüz ifadelerini okuyup bu işaretleri analiz etmek çabası da dahil oluyor — ki bu çok fazla işlenecek veri anlamına geliyor. Yalnızca sese odaklansaydık çok daha kolay, çok daha verimli olur ve çok daha zengin bir duygu iletimi sağlardı.


Yani dans pistine çıkmak için daha fazla çalışmak gerekiyor, yani herkesin konuşurken gözlerini kapatmalı. Ama sanırım çalışmamız bu tartışmayı başlattı.


Ve tabi ki bu radyo dinleyen insanlar için de harika çünkü bu argümana göre dinleyiciler bizi duyduklarında duygularımızı son derece doğru bir şekilde algılayabilir.


Doğru. Bu çalışmaya başladığımda nispeten yeni bir babaydım. Çocuğunuzla konuştuğunuzda duygularınızı sesinize nasıl yansıtacağınız konusunda son derece duyarlı bir hale geliyorsunuz. Bunu başaramayabilirsiniz ama en ufak bir duygu kırıntısının bile kaçmasını istemiyorsunuz. Yani ses üzerinde yoğunlaşmak için çok neden var ve ses üzerinden iletilen duygusal etkileşim gerçekten de çok fazla.


Araştırmanıza dönersek, duygular üzerinde çalışan alanlar yüze çok odaklanıyor, ayrıca "duygusal zeka" üzerine yapılan bir çok çalışma da son derece görseldi. Bulgularınız bu hakimiyet açısından ne gibi sonuçlar doğurabilir? 


Bazı şeyleri biraz yerinden oynatacağını umuyoruz. Duygusal zeka konusuna bakarsak, duygusal olarak zeki olmak gerçekten çok önemli, ama duygusal zeka ve bunun pratiğe dökülmesi konusunda çalışmalar yapıyorsanız, ve bunu insanların yüz ifadelerini ne kadar iyi tanımladığı temeline oturtuyorsanız, duygusal zeka üzerinde çalışırken ele almanız gereke önemli bir bileşeni de gözden kaçırıyorsunuz demektir. Bu araştırmacılar için bir sorun zira çözülmesi gereken bazı yeniliklerin dahil olacağı anlamına geliyor.


Yani sahada görsel işaretlere daha fazla yoğunlaşılıyor çünkü yüz resimleri yayınlamak ses dosyaları yayınlamaktan daha kolay, öyle mi?


Kısmen böyle denebilir. Ayrıca bence momentum ile de ilgili bir şeyler var. 80'lerde ve 90'larda Paul Ekman ile yapılan işler inanılmazdı, ve bu alan ilk kez bir çok şekilde ortaya çıktı ve tanımlandı. Yani yüzün neler yaptığı ile ilgili bir dolu bilgiye sahibiz. Şimdi spot ışıklarını başka bir duygu ifadesine çeviriyoruz, dokunmak ve sesler duygu anlayışımızı daha geniş kapsamda zenginleştirebilir.


Ayrıca beynin çok büyük bir bölümü görsel işaretlere ayrılıyor ki bu da duygu ifadelerinde görsel işaretlerin birincil önemde ya da en iyi yol olduğunu düşündürebilir. Ama bu bulgular görsel işaretlerin mutlaka en iyi yol olmayabileceğini gösteriyor.


Bence bu biraz da bezen çok iyi gizleyebildiğimiz sözlü olmayan ifadelerimiz nasıl iletildiği konusunda bazen çok hassas olmamızdan kaynaklanıyor. Yüz harika bir duygusal iletim aracı, ama ayrıca insanların ifadelerini gizlemeleri için de en iyi yer. İnsanlar sözlü olmayan beden dilleri üzerinde çalışıyor. Beden dilini yararımıza kullanma konusunda oluşan bir kitap sektörü var ve bu, yüzdeki ve bedendeki mesajı gizleyebilir.


Peki ama sesimizdeki mesajı gizlemekte zaten iyi değil miyiz?


Seste maskeleme yapmak daha zor. Sesinizde duygularınızı ne kadar 'sızdırdığınız' ile ilgili bir çok çalışma var. Çoğu kişi için beden dilini kontrol etmek, bir görüşmeye gitmek ve nasıl görüneceğimize dair bir oyun planına sahip olmak çok daha kolaydır. Ama sonra bir soru gelir ve sesinizde bir şeyler açığa çıkar.


Sesimizdeki 'sızıntıları' biraz açabilir misiniz? 


Bu tür 'sızıntılar' başka bir çalışmamın konusu: İnce eleyip sık dokuyoruz ve sesinizde özellikleriniz hakkında bir sürü bilgi barındırıyorsunuz. Sesinize bakarak kaç yaşında olduğunuzu, eğitim seviyenizi, ırkınızı ve etnisitenizi söyleyebiliriz. Çok fazla şey sızdırıyor.


Ayrıca insanların sözcükleri söyleme şekillerinden de bir sürü bilgi edinilebileceğine ilişkin bir basın makaleniz de var öyle değil mi?


Doğru, ABD çapında, yalnızca serbestçe konuşan insanlardan oluşan çok geniş bir veri setimiz var. Tüm farklı kayıtlarda yedi sözcüğe baktık ve bunları, bu insanlarla hiç tanışmamış bir grup denenmemiş gözlemciye sunduk. Ve bu yedi sözcük kişinin sosyal sınıfını (eğitim, meslek durumu) rastlantı olamayacak bir doğrulukta algılamak için yeterli oldu. Yani insanlar, ABD'nin her yerinden yedi sözcük söyleyen insanları dinleyerek bunlar hakkında en azından minimum düzeyde doğru sonuçlara vardı.


Ve sesin en iyisi olup olmadığını araştıran şimdiki çalışmada, ses diğer modlara göre yalnızca orta düzeyde daha iyi sonuç verdi, öyle mi? 


Doğru, küçük ya da orta düzeyde bir etki. Tüm kanallar düşünüldüğünde ses üzerinden duygu algılamada küçük bir avantaj var.


Video konferans şirketlerinin bu çalışmadan hiç hoşlanmayacağını tahmin ediyorum. Bunu iş yeri açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?

School of Management öğrencileri ile birlikte bu konu üzerinde çok düşünüyoruz. Yüz yüze etkileşimi öneriyoruz ve bu çalışma bu konuda soru işaretleri uyandırabilir.


Ama bu veriler üzerinde gerçek anlamda çalışamayacağımız konusunda önemli bir uyarım var: Bunun nedeni kısmen iyi bir video konferansın insanları video konferansta daha güvenilir kılması. Yani eğer videodaysam o sırada e-postamla ya da alışveriş listemle uğraşıyor olma olasılığım daha azdır. Ve videoyu başka bi yere gönderdiğinizde oraya bir derecede güvenilirlik de gönderiyorsunuz, ki bu da üzerinde çalıştığımız bir şeydi. Ama herkesi eşit düzeyde güvenilir kabul ederseniz, o zaman bence ses duyguları anlamada daha iyi sonuçlar verebilir.


Bunda uzun mesafeli ilişkiler için bazı imalar mı var? Bazı şeyleri iletmede telefonun her zaman zor bir araç olduğunu düşünmüşümdür...


Sadece bir çalışmayı ele alarak bu kadar geniş çıkarımlarda bulunmamalıyız. Yani yüzü de diğer iletişim kanallarını da bir kenara atmayalım. Bence doğruluk açısından dar bir alanda, ses daha iyi bir performans gösterebilir ama iletişimdeki zenginlik için hala tüm kanalların kullanımı geçerlidir.


Peki burada neyi bekliyordunuz ve ne buldunuz, mesajınız nedir?


Bana göre her şey yine dönüp dolaşıp dinlemeye dayanıyor. Dinlemeyi herkesin yapabileceği bir şey gibi görüyoruz. Ama bazı açılardan, hızlı akan bir yaşam tarzı kültüründe, önünüze bir dolu bilgi gelirken zaman zaman dikkatiniz dağılabilir. Ve bu da duyguları okumada bir sorun yaratacaktır.


Bizim de burada ortaya çıkardığımız şey, bir an durup karşımızdaki kişinin söylediklerini dinlemenin, onun niyetlerini doğru şekilde anlamak için ne kadar önemli olduğu. Bu sonuç, bu çalışmadan çıkarılacak en büyük sonuç olabilir. 


İlkokuldaki mesaj hala geçerliliğini koruyor: İyi dinleyin.



Yazının orijinali için tıklayınız.