Telefon : +90 212 275 71 06  
Daha mutlu ve başarılı mı olmak istiyorsunuz ? Diğer insanları sevmeyi öğrenin.

Daha mutlu ve başarılı mı olmak istiyorsunuz ? Diğer insanları sevmeyi öğrenin.

Kişisel gelişim önerisi tümüyle yetersiz değil. Güven, esneklik, risk alma ve adapte olabilirlik gibi nitelikleri güçlendirmek için araştırma destekli ipuçları her yerde. Mesaj son derece açık: Kendiniz hakkında daha iyi hissedin ya da yapabileceğinizi düşündüğünüz şeylere ilişkin inancınızı değiştirin, sonrasında başarılı olmaya başlarsınız. Aslında bu iddiaların her birini destekleyen çok sayıda bilimsel kanıt bulunuyor.


Yine de çoğu kişisel gelişim stratejisi gelişmeye çalışan bireye çok fazla odaklanıyor. Çoğu zaman elde etmeye çalıştığınız aynı sonucu, başkalarına bakış açınıza ilişkin alışkanlıklarınızı ve davranışlarınızı değiştirerek de elde edebiliyorsunuz.


Bu bir ikilem gibi gelebilir, ancak Georgia University’nden araştırmacı Jason Colquitt ve meslektaşlarına göre, işyerinde başkalarına güvenme eğilimi olanlar, bu eğilimde olmayanlara göre, iş performansından ekibe bağlılığa kadar bir dizi ölçümde daha yüksek puan alıyor. Ve kariyerimizde ilerlerken ne kadar mutlu ve başarılı olacağımız belirleyen şeyin ilişkilerimiz, özellikle de patronlarımız ve meslektaşlarımız ile olan ilişkilerimiz olduğunu bildiğimizden, bazı yeni sorular sormaya değer olabilir. “Nasıl gelişebilirim?” sorusu yerine “İnsanların içindeki iyiliği nasıl daha fazla ve daha sık görmeye başlayabilirim?” daha iyi bir soru olabilir.


NEDEN ŞÜPHE ETMEKTEN YARARLANMAKTAN BU KADAR ZOR VAZ GEÇİLİYOR

Başkalarının genel olarak en iyi niyetlere sahip olduğuna inanmak zor olabilir; birçok insanın ilk varsayımı bu olmayacaktır. Genç yaşlarımızdan itibaren başkalarının güdülerine karşı, tümüyle şüpheci olmasak da hassas olarak sosyalleşiriz. Ebeveynler çocuklarına kendilerini korumaları için yabancılara karşı dikkatli olmalarını söyler. Ve gerçek hayatta “cehenneme giden yol iyi niyet taşlarıyla döşenmiştir” gibi ifadelerde gerçeklik payı olduğuna ilişkin bir çok kanıt kolayca bulunabilir. Sahte haberler çağında, her şeyin göründüğü gibi olduğunu düşünmek büyük ihtimalle gözü karalık olacaktır.


Ancak bu toplumsal dürtüler gerçekte daha derindeki bilişsel dürtülerden doğuyor olabilir. Geçmişte yaşlanan olumsuzluklar olumlu olanlara göre anılarımızda daha fazla yer kaplar. Psikolog Roy Baumeister’ın ünlü sözünde olduğu gibi “Kötü iyiden daha güçlüdür”. Bu, uyarlanabilir algıyı oluşturur: Aldatıcı bir ortamda (özellikle sosyal ortamlarda) hayatta kalmak için, ilk insanların inançlarının yanlış olduğu, ihanete uğradıkları veya aldatıldıkları ve incindikleri zamanları hatırlaması gerekiyordu. Karşılaştırma yoluyla güvendiklerinde sonucun iyi olduğu her durum bu davranışa bel bağlayacak kadar önemli değildi.


Ayrıca, insanların kendini olumlu ışıklar altında görmek gibi inatçı bir arzusu da vardır. Bu durum başkaları için daha az olumlu görüş geliştirmemize neden olabilir. Araştırma, kendimizi hemen her konuda ortalamadan daha iyi, yani diğerinin daha kötü ve daha az güvenilir düşünmeye eğilimli olduğumuzu gösteriyor. Stanford davranış bilimcisi Chip Heath, bu sürecin bir parçası olarak, kendi motivasyonlarımızın içsel (“Çok çalışıyorum çünkü işimi seviyorum”) olduğunu diğer taraftan diğerlerinin dışsal (“Çok çalışıyorlar çünkü ancak bu sayede para kazanabilirler”) olduğunu düşünme eğilimimizi ortaya çıkardı.


Son olarak iyimserlik (diğerleri için en iyiyi varsaymak da dahil) üzerine yapılan araştırmalar, neredeyse evrensel olarak iyimserliğin hem iş hem de özel yaşamda başarı ve tatmine yönelik yararlarını gösterirken, insanlar gerçeklerden uzak bir “Pollyanna” gibi görünmekten korkuyorlar. Başkalarına inanmaklar ilgili deneyimlere ilişkin İngilizce sözcüklerin sayısına bir bakalım: Ahmaklık, saflık, enayilik, tedbirsizlik, aptallık, budalalık, acemilik, kalın kafalılık, salaklık, akılsızlık; aldanmış, faka basmış, kandırılmış, ihanete uğramış, dolandırılmış, aldatılmış, kazıklanmış, katakulliye gelmiş, para kaptırmış, hileye kanmış, aklı çelinmiş, gözü boyanmış, işletilmiş, oyuna gelmiş… Biraz açıklayıcı oldu gibi.


Araştırmaya göre birinin masum ve iyi biri olduğunu anladığımızda, bu kişiyi daha az rakip görüyoruz ve ne olursa olsun bu yaftadan kaçınıyoruz. Roman yazarı Laurell K. Hamilton’ın da dediği gibi “Sürekli gülümseyen kişilere asla inanma, bunlar ya bir şey satıyordur ya da çok parlak değildir.”


SİZİNLE İLGİSİ OLMAYAN KİŞİSEL GELİŞİM YAKLAŞIMI


Elbette diğerleri için en iyi şeyleri düşünmenin bazı riskleri olacaktır, ancak yararları olası maliyetlerinden çok daha fazladır, özellikle de iş yerinde.


Çatışma, iş yaşamlarımızın zor ama genellikle kaçınılmaz bir parçasıdır. Harvard İşletme Okulu’ndan profesör Chris Argyris’e göre, iş yerindeki anlaşmazlığın en önce gelen nedeni “çıkarım merdivenidir” (temelde bu metaforu “sonuçların üzerine atlama” metaforundan daha doğru buluyor). Merdivenleri tırmanmak bir kimsenin tarafsız bilgi aldığı ama niyetlerin kötü olduğunu varsaydığı anlamına gelir, bu da daha fazla olumsuz inanca ve kötü davranışlara neden olur.


Örneğin, inişli çıkışlı bir ilişkiniz olan bir iş arkadaşınızdan hırslı bir e-posta aldığınızda, muhtemelen bir savunma refleksi geliştirirsiniz. Aslında tüm e-postaları yazarlarının kastettiğinden daha olumsuz yorumladığımızı söyleyen araştırmalar bulunmaktadır. Bu yüzden belki de PepsiCo CEO’su Indra Nooyi’nin şimdiye kadar aldığı en iyi kariyer önerisinin “olumlu niyet varsaymak” olduğunu söylemesi şaşırtıcı değildir.


İş yerinde ilerlemek için en büyük fırsatlardan biri geri bildirim isteme şekliniz ve sonra bununla yapacağınız şeyden gelir. Araştırmalar söz alan çalışanların ekiplerin çalışma şeklini iyileştirmeye eğilimli olduğunu, diğer taraftan çoğu çalışanın bunu yapmaktan çekindiğini ve fikirlerinin hoş karşılanmayacağından korktuğunu gösteriyor. Başkalarında en iyi tarafı görmek, egoları zedelemeden öğrenmek ve gelişmek için hem müdürlere hem de altlarındaki ekip üyelerine bir temel teşkil edebilir.


Ayrıca başkalarını etkileyebilme yeteneği de çok önemli bir iş becerisidir. Araştırma, başkalarının davranışlarını değiştirebileceğini düşündüğümüzde, kendi görüşlerimizi ilerletme olasılığının daha yüksek olduğunu gösteriyor. Ancak başkalarının sabit fikirli olduğunu düşündüğümüzde, onları ikna etmeye çok fazla çaba göstermiyoruz, zira bunun anlamsız olduğunu düşünüyoruz. Bunun kişisel bedelleri olabilir, zira kendi potansiyel etki çapımızı etkiler.


Bu da nihayetinde bir kendini gerçekleyen kehanete dönüşecektir: Başkaları hakkında en kötüsünü varsayarsan, bunu her defasında kanıtlarlar (Denemek isteyen var mı?). Elbette kişisel gelişim kitapları iş yaşamınızı iyileştirmek için harika bir yoldur. Ancak bunlar tipik olarak dikkatinizi çevrenizde olan ve sizin de aralarında olduğunuz sosyal dünyanın dışında bıraktığınız varsayımına odaklanmaktadır.



Yazının orijinali için tıklayınız.