Telefon : +90 212 275 71 06  
Bilgi Bizi Ölümsüz Kılmaz

Bilgi Bizi Ölümsüz Kılmaz

Blog dünyasında, bilginin yeni ruh ya da ruhun yeni bir türü olduğuna ilişkin ilginç bir düşünce giderek artan bir hızla yayılıyor. Kaba maddenin özünün üstünde ve üzerinde bir şey. Daha iyi bir şey. Bilgi, maddeden farklı ama yine de gerçek bir şey olarak algılanıyor. Bu görüş, çığır açan bir çok son teknoloji ürününün ve yaygın kabul edilen fikrin metafiziksel söylemi haline gelmeye başlıyor. Görüş, Wachowski klasiği Matrix üçlemesinden Rupert Sanders’ın Ghost in the Shell (2017) uyarlamasına birçok filmin ve daha sayısız bilim kurgu romanının etkisini bir yana bırakın, her yerden ortaya çıkan Elon Musk, fütürist Ray Kurzweil, Martine Rothblatt gibi cesur girişimciler ve fikir adamlarının gösterişli beyanları ile daha da hız kazandı.



Nihayetinde bilgi, ruhun iş tanımını karşılamak için mükemmel niteliklere sahip değil mi? Bilginin ne olmak ve ne yapmak için tutulduğunu düşünürseniz yanıtınız evet olacaktır. Aslında bize bilginin, ortamından bağımsız ve maddesel olmayan bir çeşit madde olduğu öğretildi. Veriyi bir cihazdan diğerine aktarmıyor muyuz? Cihazlar eskiyip sonunda yok olurken görünüşte bilgi sonsuza kadar varlığını sürdürüyor.


Buna paralel, bilginin Internet ekonomisindeki hayati rolü, gerçeklikten topladığımız veriye kademeli bir kayma ön görüyor. Şirketler ve devletler, “bizi, kendimizi bildiğimizden daha iyi tanımak için” veri madenciliği yapıyor ve sözde sosyal medya baskıları ve oto takip aracılığıyla kendimizi kayıt altına almaya can atıyoruz. Bunların hepsi, tüm tercihlerimiz ve fikirlerimiz, bağlantılar ve yaşam olayları kayıt altına alınabilirse, bir şekilde yeniden dirilebileceğimizi düşünmemize yol açıyor.


Filozof Luciano Floridi, nesnelerin dünyasından daha gerçek hale gelen, bilgilerden oluşan bir bilgikürede yaşadığımızı öne sürüyor. Bir çok filozof evrenin nihayetinde maddesel olmayan bir yapıda olup olamayacağını merak etmiştir; bu, John Archibald Wheeler’un “Her şey parçacıktır" (It from bit) mottosundan özetlenen bir fikirdir.


Genel anlamda bilgi fikri, klasik ruh fikrine giderek yaklaşıyor. Bilgi cisimsizdir, renksizdir, pratikte maddesel değildir. Ruh göçü fikriyle bir zamanlar inanıldığı gibi bir bedenden diğerine kolayca aktarılabilir. Elimizin altında ne kadar cihaz varsa hepsine kolaylıkla çoğaltılabilir. Sayısal bir suret, sürekli yeni bir ortama aktarılırsa, fiilen sonsuz olacaktır.


Resme daha geniş bir açıdan bakarsak, bulut teknolojisinin yakın zamanda yaygınlaşması da verilerimizin kişisel kopyalarına barındırma ihtiyacımızın yerine geçmiştir, bu sayede herhangi bir fiziksel depolama aygıtı ile kişisel olarak ilgilenmemiz gerekmiyor. Her şey yoktan var olmuş gibi görünüyor. Bir zamanlar cennet meleklerin ve ruhların mekanı iken; şimdi bulut, bunların teknolojik ikamesi niteliğinde.


Benzer bir durumu ele alalım. Baskılı fotoğrafların olduğu eski günlerde, aile fotoğraflarımız soluyor ve tozlanıyordu, günümüzde ise dijital versiyonları sonsuza kadar parıldıyor ve geçen zamandan etkilenmiyor. İlk sıçrama 90'larda kullanıcılar dijital bilgi depolamaya geçtiğinde gerçekleşti. O günden veri bu geçiş çığ gibi büyüdü ve tüm kayıtlarımızı oluşturduğumuz günkü kadar el değmemiş ve kusursuz tutmaya başladık. Ardından geçtiğimiz on yılda, ikinci sıçrama bulut tabanlı depolama hizmetlerinin kitleler tarafından benimsenmesiyle yaşandı; kalan son fiziksel örnekler sahneden silindi. Sonuç olarak verinin paralel bir evrende, maddesel dünyanın sorunları olmaksızın yaşadığını düşünmeye başladık.


Bilgi gören kimse yok, yalnızca iddia edilen sonuçları gözlenebiliyor.


Yine de bu teknolojik hüner, mevcut bilgi fikrinin gelişmeye başlamasındaki yegane etmen değil. Diğer ana etmen zihin bilimleri galaksisi. Aslında, sinir bilimi ve bilgisayar bilimi birbirine dolanmaya başladığında bilgi ile ruh arasındaki bağlantı büyük bir gelişim gösterdi. 50'lerde, zihnin adı kötüye çıkmış güvenilmez doğasından dolayı, birçok akademisyen, zihni bilgi sayımsal bir perspektiften ele almayı uygun buldu ve şu ünlü slogan ortaya çıktı: Beyin bir bilgisayar ve zihin de bu bilgisayarda çalışan programdır.


Şimdiye kadar 'düşünmek bir çeşit bilgi işlem sürecidir' görüşüne ilişkin herhangi bir kanıt herhangi bir ampirik onay elde etmese de, sürekli yeni versiyonları ortaya atılıyor (güncel örnek için Tononi’nin entegre bilgi teorisine göz atabilirsiniz). Böyle hala tümüyle varsayımsal bir nedensellik dizisinin sonucu cezbedici bir açıklığa sahip. Zihin bilgiyse ve bilgi kaba maddenin üzerinde ve üstünde var oluyorsa, zihin hem maddesel değildir hem de sonsuzdur. Bingo!


Sizce de bilgisayar bilimlerini kullanarak yeniden ruha ulaşmaya çalışmıyor muyuz? Biri kalkıp konuyla ilgili bilimsel ve teknik literatürü okusa, böyle bir fikre kapılması hiç de uzak bir ihtimal değil. Düzgün şekilde kaydedilip saklandığı taktirde bir gün beynimizdeki bilginin yeniden etkinleştirilebileceği ve yeni bir yaşama kavuşabileceği olasılığı üzerinde ipuçları veren ne kadar makale olduğunu bir düşünün. Bilgisayar bilimciler ve sinir bilimciler, bir insan beynindeki tüm bilgilerin indirilmesi olasılığı konusunda spekülasyon yapıyolar.


Bu mümkün olsaydı, karşılığında aynı bilgi başka bir beyne (muhtemelen boş bir tanesine) yüklenebilirdi ve sonra şu işe bakın ki aynı kişi yeniden yaşama dönebilirdi. Bu şekilde tümüyle ruha dönüşme, ruhların göçü olabilirdi. Her türlü pratik amaç doğrultusunda, bilgi ruh gibi bir şey haline gelebilirdi. Bilgi, bir bakıma ruh 2.0 olarak tanımlanabilirdi; sonsuz, maddesel olmayan, bozulmayan varlık desteği.


Tabi ki, bu denemeler, varlığı bilimsel olarak değerlendirilemeyen metafizik ruha yönelik değil, ama ruh kavramının bir bilgi-teorisi ikamesini ortaya çıkarma eğiliminde. Aslında, bilimin kurtuluşa yönelik kullanımı mutlak bir yenilik değil. Popüler bilim ölümsüzlüğü elde etmek için pratik yollar elde etmeyi sıklıkla denemiştir; 1816'da Shelley'nin Dr. Frankenstein'ı ölü uzuvların bir araya getirilmesinden oluşan bir bedene hayat vermek için elektrik şoku verdiğinde bu hayal edebiyat alanında ölümsüzleşti. Bir yüzyıl sonra elektriğin hem beyin hem de yapay cihazlarda bilginin fiziksel ortamı olması pek de şans eseri değildi.


Aslında elektrik de ruha benziyor; görünmüyor, çok hızlı, neredeyse maddesel değil ve muhtemelen ölümsüz! Elektriğin geçen yüzyılda yaygın hale gelmesinde sonra bilgisayar bilimcileri daha da iyi bir aday geliştirdiler; bilgi. Soyut bir kavram olan bilgi, anlaşılmaz zihinlerimiz için bir adayken bile gerekli nitelikleri karşılıyor. Ayrıca, bilgi yakaladığımız, kaydettiğimiz, depoladığımız ve dışladığımız, ve Eflatun'un ideaları gibi görülemeyen soyut bir şeye dönüştürüldü. Bilgiyi depolamak için kullandığımız, bir usb bellek ya da bir parça kağıt gibi fiziksel bir nesneyi ya da bir cihaz bu bilgiyle bir şeyler yaptığında, örneğin ekrandaki bir görüntüyü ya da bir sayfaya yazdırılmış metni görebiliyoruz. Ama bilgiyi asla bu şekilde göremiyoruz. İşte bu üzerinde kafa yorulacak bir şey: Bilgiyi gören kimse yok ama iddia edilen sonuçları gözlenebiliyor.


Kimsenin zihinlerimizin ne olduğu konusunda kesin bir fikri olmadığı düşünülürse, bilgi makul bir adaymış gibi görünüyor.


Kimsenin zihinlerimizin ne olduğu konusunda kesin bir fikri olmadığı düşünülürse, bilgi makul bir adaymış gibi görünüyor. Hem zihin hem de bilgi görünmez! Her ikisi de biyolojik ve elektronik beyinlerde olup biten şeyler. Bu yüzden bilim insanları ve filozoflar, zihin ve bilginin aynı şey olması ihtimaliyle büyüleniyorlar, zira ölümsüzlük yakın gelecekte kapılarını beklenmedik şekilde açabilir. Bedenlerimizin kısa yaşam süresinin farkında olan bir kişi aynı zamanda bir de materyalist ise, bilgiyi bir kurtuluş aracı olarak görebilir. Yine de bir kez daha belirtelim, Frankenstein’ın cıvatası gibi bu fikir gerçek olamayacak kadar iyi olabilir.


Tahmin edebileceğiniz üzere kötü haberlerim işte bu noktada başlıyor. Bilgi kimseye sonsuz bir yaşam vermeyecek. Ne yazık ki bilgi duygularımızı, düşüncelerimizi ve arzularımızı barındırabilen bir şey değil, çünkü işin özünde bilgi bir şey bile değil. Bilgi, matematikçilerin 50'lerde iletişim hakkındaki sorularla başa çıkabilmek için icat ettiği olasılıksal bir modelden başka bir şey değil. Taşı gediğine koymak için, bilgi teorisinin alçakgönüllü başlangıcına ilişkin kısa ama yoğun bir anti parantez açmak  gerekecek.


Literatürde, birbiriyle yakın şekilde örtüşen, biri Kolmogorov diğeri de Shannon kaynaklı iki adet bilgi teorisi dolaşa gelmiştir. Bunlar çoğu açıdan birbiriyle eşdeğer olduğundan, gelin Shannon’ın anlaşılması daha kolay olan teorisine göz atalım. Fikir, telsiz iletişiminin çok önemli olduğu ve matematiksel bir model geliştirmenin zorunlu hale geldiği 2. Dünya Savaşı yıllarında geliştirildi. Zamanın teknolojik sınırları düşünülürse, mesajlar her zaman doğru şekilde alınmıyordu. Bu yüzden, doğru mesajı alma olasılığına dair temel problem üzerinde nicel bir kavrama elde etmek çok önemliydi.


Mühendis ve matematikçi Claude Shannon yalnızca çok geçerli ve soyut olan bir olasılıksal fikre odaklanmaya karar verdi; böylece bilgi teorisi doğdu. En basit mesaj olan evet ya da hayırı ele alan Shannon, her bir sonucu olasılığı hakkında hiçbir şey bilinmiyorsa her bir yanıtın %50 olasılığı olduğunu söylüyordu. Prensipte herhangi bir mesaj, ne kadar karmaşık olduğu fark etmeksizin, bir dizi evet/hayır sorusu ve yanıtları ile kodlanabilir. Biraz matematiksel makyaj ile bu soyut evet/hayır yanıtlarının her birinin olasılığı, 1 olarak ayarlanmış yeni bir ölçü birimi (bit) ile ifade edildi.


Kritik bir biçimde, ve burası anahtar nitelikte, bit birimi kelimenin tam anlamıyla bir şeyin ölçüsü, çünkü 1 metre pizza ya da 1 Kg makarna gibi ölçümler yapılıyor. Bit matematiksel bir soyutlama ve bana, belirli bir kullanıcıya verilen fiziksel bir sistemde kaç evet/hayır yanıtı paketlenebileceğini söylüyor. Ancak bu, olan bir şeyin ölçümü değil. Bu, tüm cihaz ve kullanıcı ağlarının, bir şeyle ilgili olarak, belirli bir cihaz ile yapabileceği bir ölçüm. Bit herhangi bir fiziksel şeyi ölçmüyor: ortamla yapabileceğimiz şeyi ölçüyor.


Örneğin, bir 1 gigabaytlık bir usb belleğe 1 milyar evet/hayır yanıtını depolamak için kullanılabilir. Verimli bir şekilde kullanıldığında, bu gibi tüm yanıtlar her tür karmaşık mesajı (görüntü, ses ve video da dahil) yeniden oluşturmak için kullanılabilir. Bu nicelik fiziksel hiçbir şeyi, örneğin bir gezegenin kütlesini ölçmüyor--ama kullanıcıları, alıcıları ve cihazları içeren daha karmaşık durumları özetlemek için matematiksel bir kısaltma sunuyor. Aslında, aynı usb belleğe, kendi kullanıcısının amaçları ve yollarına bağlı olarak farklı miktarda bilgi içerebilirdi. Açık sözlü olursak, bilgi, elektrikte olduğu gibi keşfettiğimiz belirli bir şeyin ölçüsü değil, ama kullanıcıların yapabileceği şeylere ilişkin bir olasılık tahmini. Ancak elektrik gibi akan bir madde olarak bilgi fikri o kadar işe yarıyor ki ikisini karıştırma eğilimi içindeyiz.


Anti parantez sonunda bitti. Varmak istediğim nokta açık olmalıydı. Bilgi, bir 'şey' değilse, hayallerin (ve zihinlerin) üretildiği 'şey' de olamaz. Bilgi bir şey değilse, o zaman sonsuza kadar yaşamak için bel bağladığımız bir şey de olamaz. Bilgi, bir bozukluktan ziyade bir öpücüğe benziyor. Birine bir bozukluk verdiğinizde bir şeyler sizin cebinizden başkasının cebine yer değiştirir. Birine bir öpücük verdiğinizde ise hiçbir şey yer değiştirmez.


Beyinlerimizde yer alan bilgilerin yeniden etkinleştirilmesi sayesinde bir gün yeniden dirileceğimizi öne süren sonsuz sayıdaki kitap ve makalenin temelinde hayalden başka bir şey yok. Gerçekte bilginin tek başına yeterli olmadığı aşikar. İkiz Kulelerin çökmesini gösteren bir kayıt izlediğimizde, kimse ölmedi. Bilgi korundu ve tepkiyle karşılandı, gerçekler dijital olarak depolandı. Ama kaydettikleri şeyler kayboldu. Olaylar et, kan, beton ve çelikten oluşuyordu. Bilgi böyle bir şey değil. Bilgi gerçekliği koruyamaz. Evet, bilgiyi yeni bir felaketi prova etmek için kullanabiliriz, ancak bu farklı bir felaket olur.


Kurbanların bir özçekim için yaralandığı ya da öldüğü ciddi yaralanma ya da ölüm vakalarının sayısının her yıl artması üzücü bir ironi. Kendimizi kolektif ve maddesel olmayan bir bulut ortamına yükleme çabamız öyle güçlü ki birçok birey bunu yapmak için yaşamlarını riske atmaya hazır görünüyor. Yine de bu, ilgili bireylerin kendi dijital versiyonlarını gerçekleri kadar önemli ya da hatta daha önemli algılamasının mantıksal bir sonucu, zira dijital versiyonları eskimiyor. Dorian Gray tablolarının bir çeşit dijital versiyonu olan bize ait bu dijital versiyonlar, sonsuza kadar genç ve güzel kalacak. Bir bakıma 'özçekimle ölmek', tam dijital bir benlik hayaline yönelik bir çeşit proto-şehitlik olarak görülebilir.


Bilgi, en iyi senaryoda, geçmişteki bir olay, şey ya da organizmanın inandırıcı bir kopyasını üretmek için bir çeşit tarif sunabilir. DNA da aynı prensipten yararlanıyor. Hiçbir varyasyon olmadığında (klonlarda olduğu gibi) bile, yeni bireyler eskileri ile aynı değil; bunlar, asıllarına çok benzeyen yeni bireyler. Ayrıca bunların DNA içinde bulunma durumu, yeni kitaplığımın nasıl yapılır kılavuzunda bulunma durumundan daha ileri gitmiyor. Kılavuzlar, DNA ve bilgi, gerçek yemeğe değil tariflerine benziyor. Searle'ın  birkaç yıl önce iddia ettiği gibi, bilgi herkesin gözünde bir hayalet. Ve bizler ne hayaletleriz ne de ölümsüz ruhlar. Burada, dünya üzerinde yaşıyoruz.


Nihayetinde, etten ve kandan oluşuyoruz. Bizler soyutlama değiliz. Cenneti hayal ediyoruz ama bulut içinde değiliz: Bizler maddeden oluşmuş dünya canlılarıyız. Bilgi de Ruh 2.0 değil. Üzgünüm millet; ‘kaydet’ düğmesine basmanız sizi kurtarmayacak.


Yazının orijinali için tıklayınız.