Telefon : +90 212 275 71 06  
Düşündüğünüz kişi değilsiniz

Düşündüğünüz kişi değilsiniz

Buda'dan David Hume'a ve Derek Parfit'e kadar yüzyıllardır felsefeciler bize anlatmaya çalışıyor. Zorunlu bir kişilik yok, varlığınızın merkezinde değişmez ana bileşenler yok, içinizde, gözlerinizden bakan ve eylemlerinizi kontrol eden kolları çeken bir cüce yok. Sizi siz yaptığını düşündüğünüz şeyler birer illüzyon.


Peki de her şey duman ve aynalardan ibaretse, her şeyden önce neden bir benlik algımız var?


Bu gibi bir soruyu ele almanın yollarından biri benliğin ne olduğunu değil ne için olabileceğini sorgulamaktır. Benliğin amacı nedir? Neye hizmet eder? Bu gibi sorulara yanıt vermek için elimizde muhteşem bir araç var. Bu büyük sentezleyicinin adı evrim.


Evrimsel bir bakış açısından, yanıltıcı olsun ya da olmasın, benlik rastlantısal değil. Derin algı, şekerlemenin tatlılığı ve dirseğimizdeki buruşuk deri gibi benlik algımız da evrimsel güçlerin bir sonucu. Daha belirli bir şekilde açıklamak gerekirse, benlik, zihinlerimizin çalışmak üzere evrildiği yolların bir ürünü.


Bir anlığına, zihnin, bilincin koltuğu ya da kisisel tecrübenin oluştuğu yer gibi pratik olmayan tanımlarını bir yana bırakalım ve zihne, uyumlayıcı davranışı daha iyi yönetmek için bir karar verme aracı olarak ele alalım. Diyelim ki küçük bir fındık kabuğu içinde, ya da isterseniz kafatasının içinde olsun.


İyi kararlar, bu kararları verenlere hayatta kalma ve çoğalmanın varoluşsal evrimsel zorlukları konusunda yardım etmiştir. Nihayetinde, avcılardan kurnaz bir biçimde kaçan, avını takip eden ve genlerini bize aktaracak bir eş bulan yaratıklar hayatta kalmıştır. Ancak iyi kararlar vermek bilgi, hatta bazen bir hayli bilgi sahibi olmayı gerektirir.


Basit ortamlarda keyifle yaşayan basit organizmalar iyi kararlar vermek için çok fazla bilgiye ihtiyaç duymaz; sıcaklık belirli bir seviyeye ulaştıysa çiçekler açar; gölette bir avcı kokusu varsa sonraki kuşakların kabukları, daha dayanıklı olmaları için sertleşir.


Ancak, ortam hem fiziksel hem de sosyal olarak karmaşık hale geldikçe iyi kararlar almak için gereken bilgi miktarı patlama yapar. Ve insansı atalarımızın ortamı, özellikle de benzersiz sosyal ortamı ilgi çekecek düzeyde karmaşıktı.


Yalnızca fiziksel ortamlarındaki değişimlere uyum sağlamakla, potansiyel avcı ile av arasındaki ayrımı yapmakla ve tadı hoş gelen meyveleri toplamakla kalmıyor, ayrıca kendileri gibi diğer karmaşık varlıklarla etkileşim ve işbirliği de kuruyordu. Arkadaşlıklar kurması ve ittifaklarını sürdürmeleri; sürekli değişken bir sosyal hiyerarşide durumlarını değerlendirmeleri; uygun eşleri seçmeleri, baştan çıkarmaları ve ellerinde tutmaları; ve sonra kendilerine benzeyen başka küçük varlıkları büyütmeyi öğrenmeleri gerekiyordu.


Bu amaçla, evrim, ortamlarının göze çarpan özelliklerini izlemek için onları yavaşça bir dolu alt sistemle donattı. Buna, şekil, mesafe, sıcaklık ve ilerideki çalılıktan gelen hışırtının salyalarını akıtan bir kılıç diş olup olmadığı gibi fiziksel ortam özellikleri dahildi.


Bu insansılar ayrıca sosyal ortam özelliklerini de izlediler; ilişki durumları neydi, kimler dost kimler düşmandı ve mağaradaki doğurgan genç şey gülümsüyor muydu yoksa yüzünü mü ekşitiyordu. Ayrıca kendi iç ya da bedensel ortamlarını da izleyecek şekilde donatılmışlardı. Acıktıklarında hissettikleri ağrı, her işeme dürtüsü ve sırtlarındaki her sancı, uygun davranışsal yolu izlemelerine yardım edecek bir bilgi niteliğindeydi.


Peki bu alt sistemlerden gelen bilgiler çakıştığında ne oluyordu? Farklı alt sistemler farklı yönlere zorladığında ne yapmaları gerekiyordu? Örneğin ilk randevu gibi bir tarafta arzunun diğer tarafta ise korku ve belirsizliğin kol gezdiği iki taraf arasında kaldıklarında ne yapacaklardı? Binlerce olmasa bile yüzlerce farklı bilgi akışı ile gruplarını genellikle farklı yönlere çekmeleri kaçınılmazdı.


İşte bu noktada çakışmayı giderecek bir tür sisteme ihtiyaç duydular. Çeşitli bilgi akışlarını bütünleştirip tartacak, alternatif hareket yönlerini değerlendirecek ve uzun vadeli çıkarlar için kısa vadeli dürtüleri geçersiz kılacak bir sisteme. Bu sistem, nihayetinde bir ana sisteme, tüm organizmanın üremeye yönelik kaderine ve değerli gen mirasını aktarmasına, hizmet edecek tüm alt sistemleri tanıyacaktı.


Neyse ki evrim, atalarımızı, çakışmayı giderecek bu sistemle donattı; bu büyük bütünleştirici ve nihai karar alıcı, gelişmekte olan beyinlerinin ön lobunda bir yerlere konumlandı. Beden bir şirket ise beyindeki bu karar alıcı merkez de onun CEO'suydu.


Basit kararların ve davranışların çoğu hala doğrudan şirketin departmanlarıyla güdüleniyor ve CEO'ya bir bildiri göndermeye gerek kalmadan gerçekleştiriliyordu. Ancak bir çıkar çatışması ya da çıkar dengesi söz konusu olduğunda yöneticinin devreye girmesi gerekiyordu.

Birçok şirkette olduğu gibi burada da CEO, emri altındaki otonom departmanların başarılarından kaynaklanan tüm övgüleri alma ve başarısızlıkları için bu departmanları suçlama gibi bir alışkanlığa sahipti.


CEO ayrıca belirli özel bir karar almaya giden yoldaki tüm o karmaşık ayrıntıların genelde farkında olmadan yaşamını keyifle sürdürüyordu. Her ne kadar çoğu karar üst katlara bile çıkmadan alınsa da yaptığı şey için eski herhangi bir gerekçeyi öne sürme ve bunu yönetici inisiyatifi olarak açıklama eğilimi vardı.


Bu CEO, benlik illüzyonunun çatısında yer alıyor. Atalarımız için olduğu kadar bugün bizim için de yararlı olan merkezi karar alıcı, dışarıdan (ve aynaya) bakıldığında, bütün bir halde işbirliği içinde olan şirketin tek bir varlıktan oluşuyormuş gibi görünmesine yol açıyor.


Peki ama evrim neden bu kadar kalıcı bir hataya sahip bir sistem üretsin ki? Çünkü evrim, gerçeği önemsediğinden çok daha fazla hayatta kalmayı ya da üremeyi önemser. Evrime göre gökyüzünün mor olduğuna ve çalılıktaki her hışırtının huysuz bir Yeti olduğuna inanmak daha fazla üremeye yol açıyorsa, gökyüzü mordur ve Yeti oradadır.


Yanıltıcı benliğin ilham kaynağı olduğu birkaç aptalca karara karşın tüm şirketi etkin şekilde koordine eden birçok iyi karar varsa, o zaman evrimin bir şeyleri değiştirme konusunda az miktarda teşviki vardır. Nihayetinde kendimize ilişkin bu sarsılmaz benlik izlenimimize yol açan tek bir neden var; bu kesinlikle kullanışlı bir illüzyon.